Rusya’dan Trabzon’a kömür taşırken Karadeniz’de Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarının hedefi olan ve bir sivil denizcimizin hayatını kaybettiği saldırının ardından büyük bir skandal patlak verdi. Ukrayna İnsansız Sistemler Kuvvetleri Komutanı’nın, şehit denizcinin gazeteci kardeşine gönderdiği “Hak ettiğini aldı” şeklindeki resmi e-posta, acılı aileyi harekete geçirerek uluslararası bir hukuk mücadelesinin fitilini ateşledi.

Rusya’nın Novorossiysk limanından Trabzon’a kömür taşırken Karadeniz açıklarında Ukrayna dronlarının hedefi olan Türk bayraklı yük gemisindeki trajik olayın yankıları tüm şiddetiyle sürüyor. Saldırıda hayatını kaybeden 54 yaşındaki Türk denizci Savaş Çakar’ın ailesine gönderilen e-posta, uluslararası arenada ve diplomatik çevrelerde büyük bir tepkiye yol açacak skandal ifadeler barındırıyor. Ukrayna İnsansız Sistemler Kuvvetleri Komutanı Robert Brovdi tarafından resmi kanallar üzerinden iletildiği belirtilen bu mesaj, acılı ailenin acısını katlayarak olayı hukuki ve siyasi yeni bir boyuta taşıdı.
Madde Başlığı 1: Karadeniz’de seyreden Türk bayraklı kuru yük gemisi MV Reyhan Sarı’ya yönelik insansız hava aracı saldırısında, makine dairesinde görevli bir Türk denizci yaşamını yitirdi.
Madde Başlığı 2: Hayatını kaybeden sivil denizcinin gazeteci kardeşine Ukraynalı üst düzey askeri yetkiliden gelen skandal niteliğindeki elektronik posta, ailenin hukuki süreç başlatmasına neden oldu.
Karadeniz havzasında devam eden jeopolitik gerilimler, ne yazık ki sivil denizcilik faaliyetlerini ve uluslararası ticareti de doğrudan ve ölümcül bir şekilde etkilemeye devam ediyor. Küresel ticaret yollarının güvenliği her geçen gün daha fazla tartışılırken, Rusya’nın en büyük ve stratejik limanlarından biri olan Novorossiysk açıklarında yaşanan bu vahim olay, bölgedeki can güvenliği tehlikesinin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. 21 Temmuz tarihinde gerçekleşen ve Türkiye ekonomisi ile kömür tedarik zincirini de yakından ilgilendiren seferini icra eden Türk bayraklı MV Reyhan Sarı isimli kuru yük gemisi, açık sularda rutin ticari faaliyetini sürdürdüğü esnada beklenmedik, şiddetli bir hava saldırısının hedefi oldu. Rusya Federasyonu sınırlarından Karadeniz’in karşı kıyısındaki Trabzon’a kömür taşıyan ve tamamen sivil mürettebat barındıran bu ticari gemi, bölgedeki silahlı çatışmaların gölgesinde Ukrayna ordusuna ait insansız hava araçlarının (dronların) asimetrik saldırısına maruz kaldı.
Bu ağır ve tahrip gücü yüksek saldırı anında, geminin seyir güvenliği için en hayati bölümlerinden biri olan ve sürekli fiziksel efor gerektiren makine dairesinde görevli olan 54 yaşındaki tecrübeli Türk denizci Savaş Çakar, meydana gelen patlama ve yapısal hasar sonucunda trajik bir şekilde yaşamını yitirdi. Aynı olay esnasında gemide bulunan ve görevlerini ifa etmeye çalışan diğer iki mürettebat da çeşitli yerlerinden yaralanarak acil tedavi altına alındı. Evrensel sivil denizcilik kuralları ve uluslararası deniz hukuku normları çerçevesinde mutlak koruma altında olması gereken ticari bir geminin uluslararası sularda vurulması, hem küresel denizcilik sektörü hem de insan hakları savunucuları nezdinde derin bir infial yarattı.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Gemide yaşanan bu acı kaybın ardından, hayatını kaybeden emektar denizcinin ailesi telafisi imkansız büyük bir yasa boğulurken, merhumun kardeşi olan deneyimli gazeteci Abbas Çakar, ağabeyinin savaş ortamında haksız yere ölümünü kamuoyuna duyurmak ve olayın asıl sorumlularının adalet önünde hesap vermesini sağlamak amacıyla büyük bir hukuk mücadelesi başlattı. Yılların mesleki birikimini bu kez kendi öz ailesinin yaşadığı bu derin trajediyi anlatmak için seferber eden Çakar, kaleme aldığı etkili köşe yazıları ve yayınladığı çarpıcı makalelerle hem ulusal medyanın hem de uluslararası insan hakları örgütlerinin dikkatini bu sivil ölüme çekmeyi başardı.
Geride boynu bükük, acılı eş ve babasız kalan iki çocuk bırakan Savaş Çakar’ın yasını derinden tutan aile, uluslararası ceza mahkemeleri ve ilgili diplomatik misyonlar nezdinde bu olayın sonuna kadar takipçisi olacaklarını en net ifadelerle kamuoyuna duyuruyordu. Ancak ailenin başlattığı bu onurlu ve haklı adalet arayışı süreci, karşı cepheden gelen, eşi benzeri görülmemiş ve sarsıcı bir mesajla tamamen farklı, diplomatik bir krize evrilme potansiyeli taşıyan bir noktaya geldi.
Hak arayışı içerisindeki kederli aileye, kayıplarından dolayı asgari düzeyde bir insani nezaket göstermek veya durumu diplomatik bir dille açıklamak şöyle dursun; devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan ve vicdanları derinden yaralayan bir yanıt ulaştı. Olayın yankıları uluslararası basında yer bulmaya devam ederken, gazeteci Abbas Çakar’ın bizzat aktardığı bilgilere göre, kendisine son derece provokatif bir elektronik posta gönderildi. Göndericinin sıradan bir yetkili olmadığı, aksine doğrudan bu operasyonları yöneten Ukrayna ordusunun kritik ve teknolojik birimlerinden birinin başındaki en yetkili isim olduğu ortaya çıktı. Göndericinin kimliği, söz konusu mesajın vahametini çok daha ciddi bir seviyeye taşıdı.
Ortaya çıkan somut kayıtlara ve kamuoyuyla paylaşılan bilgilere göre, Karadeniz’deki doğrudan askeri operasyonları yöneten ve dron saldırılarının merkezinde yer alan Ukrayna İnsansız Sistemler Kuvvetleri Komutanı Robert Brovdi, acılı kardeşin iletişim kanallarına gönderdiği bir elektronik postada akılalmaz ifadelere yer verdi. Üstelik bu sarsıcı mesajın, doğrudan komutanın resmi e-posta adresi üzerinden gönderilmiş olması, yaşanan skandalın bireysel bir refleksten ziyade, devletin resmi kayıtlarına geçecek düzeyde bürokratik bir ciddiyet ve cüret taşıdığını açıkça gösteriyordu. Gönderilen bu resmi mesajda, uluslararası sularda sadece mesleğini icra ederken hayatını kaybeden sivil bir denizci olan merhum için soğukkanlılıkla “Hak ettiğini aldı” ifadelerinin kullanıldığı belirtildi. Bir ülkenin üst düzey askeri hiyerarşisinde yer alan yetkili bir komutanın, hiçbir silahlı çatışmaya taraf olmayan, devasa yük gemisinin makine dairesinde evine ekmek götürmek için ter döken masum sivil bir vatandaşın kederli ailesine böylesine acımasız ve diplomatik teamüllerden tamamen uzak bir mesaj göndermesi, olayın vahametini bir anda çok daha ciddi ve uluslararası bir kriz noktasına taşıdı.
Modern uluslararası savaş hukukunun temelini oluşturan Cenevre Sözleşmeleri, silahlı çatışma dönemlerinde sivil kayıpların önlenmesi ve sivil ticaret gemilerinin hedef alınmaması için çok katı evrensel kurallar getirmektedir. Ancak üst düzey bir askeri komutanın sivil bir kayıp karşısında kullandığı bu suçlayıcı ve insanlık dışı ifadeler, cephe gerisinde sivil can kayıplarına yönelik kurumsal bakış açısının da uluslararası mahkemelerce sorgulanmasına neden olacak niteliktedir. Mesajı okuduğu andan itibaren yaşadığı ağır şoku ve derin üzüntüyü dile getiren merhumun kardeşi gazeteci Abbas Çakar, bu vicdanları kanatan sözler karşısında, yas sürecinin de etkisiyle öfkesinin çok daha fazla arttığını belirterek yetkililere ve kamuoyuna seslendi.
Bir ülkenin düzenli ordusunda komuta kademesinin zirvesinde bulunan, teknolojik askeri operasyonlara yön veren bir şahsın, hayatını kaybeden çaresiz bir denizcinin yaslı ailesine bu tür zalimce ve provokatif ifadelerle karşılık vermesinin evrensel insani değerler açısından kesinlikle kabul edilemez olduğunu altını kalın çizgilerle çizerek vurguladı. Sivil bir ailenin acısına gösterilen bu duyarsızlık, savaşın getirdiği psikolojik yıkımın cephe hatlarını aşarak masum insanların evlerine kadar nasıl sızdığının en acı göstergesi oldu.
Uluslararası sularda gerçekleşen bu acımasız hava saldırısı, sadece Karadeniz’in soğuk sularına değil, geride kalan bir ailenin tam kalbine, onarılmaz bir kor gibi düştü. Savaş Çakar’ın bu dünyadan trajik ve haksız bir biçimde koparılmasıyla birlikte, en ağır fatura ne yazık ki merhumun geride bıraktığı iki çocuğuna kesilmiş oldu. Babalarını, binlerce kilometre uzakta uluslararası sularda sadece görev yaparken kaybeden bu çocuklar için adaletin gecikmeksizin tecelli etmesi, ailenin hayattaki tek ve en önemli gayesi haline gelmiş durumda. Yaşadığı tarifsiz kayıp ve maruz kaldığı akılalmaz skandal mesajın ardından dik duruşunu ve kararlılığını bir an bile yitirmeyen Abbas Çakar, ağabeyinin hakkını aramak için bu işin peşini asla bırakmayacağını net ifadelerle ortaya koydu.
Konunun ulusal sınırları aşarak uluslararası hukuki mercilere, insan hakları mahkemelerine ve denizcilik tahkim kurullarına taşınması için gereken tüm diplomatik ve hukuki girişimlerin yapılacağı, bu kapsamda geniş çaplı bir hukuki sürecin derhal başlatılacağı ve asıl sorumlular hakkında somut, tatmin edici bir sonuç elde edilene kadar bu onurlu adalet mücadelesinin kesintisiz olarak süreceği tüm kamuoyuna ve bağımsız kurumlara duyuruldu.
Yaşanan bu sarsıcı can kaybı ve sonrasında iletişim kanalları üzerinden gelişen diplomatik kriz, Karadeniz havzasında ticari faaliyet gösteren uluslararası gemicilik şirketleri (armatörler) ve sivil denizcilik sendikaları için tam anlamıyla kırmızı alarm niteliği taşıyor. Özellikle Türk bayraklı ticari gemilerin bu stratejik bölgedeki kömür, tahıl, ayçiçek yağı ve benzeri yaşamsal emtia taşımacılığındaki yoğun mesaisi göz önüne alındığında, hiçbir savunma sistemi bulunmayan sivil mürettebatın can güvenliğinin nasıl sağlanacağı sorusu uluslararası denizcilik otoritelerinden acil bir yanıt bekliyor.
Sektörün önde gelen denizcilik uzmanları ve sigorta analistleri, Karadeniz sularında bu tür gelişmiş asimetrik insansız hava aracı (İHA) saldırılarının artmasıyla birlikte, bölgeye sefer düzenleyen şirketlerin Savaş Riski Sigorta Primlerinde (War Risk Insurance) tarihi artışlarla karşılaştığını ve küresel lojistik zincirinin büyük bir tehlike altında olduğunu ısrarla vurguluyor. Silahsız ve sivil ticaret gemilerine yönelik yapılan bu asimetrik saldırılar, sadece iki ülke arasındaki bölgesel bir güvenlik sorunu olmakla kalmıyor; aynı zamanda dünya çapındaki tedarik ağını sekteye uğratan, emtia fiyatlarını dalgalandıran küresel ve ekonomik bir kriz sarmalına dönüşüyor.
Karadeniz’in serin sularında yankılanan bu vahim olay, savaş konseptinin modern teknolojilerle ne kadar kuralsızlaşabileceğini ve uluslararası arenada sivil masumiyetin, insansız silahların gölgesinde nasıl pervasızca hiçe sayılabileceğini gösteren en somut, en acı örneklerden biri olarak denizcilik tarihine kara bir leke olarak geçti. Şimdi tüm dünyanın, bağımsız medya kuruluşlarının ve insan hakları savunucularının gözleri, kederli ailenin uluslararası ceza mahkemelerinde arayacağı adaletin hukuki olarak nasıl tecelli edeceğine ve sivil ticareti doğrudan hedef alan bu pervasız, skandal açıklamalara karşı uluslararası toplumun ne tür bir diplomatik yaptırım uygulayacağına çevrilmiş durumda.
Kaynak: BHA