AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, partisinin 25. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle Türkiye’nin siyasi dönüşümünü değerlendirdi. Muhalefetin tek projesinin “AK Parti karşıtlığı” olduğunu savunan Yayman; yeni anayasa, terörsüz Türkiye, deprem konutlarının inşası ve dijitalleşme hedefleriyle ikinci 25 yıla dair güçlü bir vizyon ortaya koyduklarını belirtti.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Kültür ve Sanat Politikaları Başkanı Hüseyin Yayman, partisinin çeyrek asırlık siyasi yolculuğuna, Türkiye’nin geçirdiği idari dönüşümlere ve gelecekteki vizyon projelerine dair kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin siyasi tarihinde eşine az rastlanır bir iktidar sürecini yöneten partisinin stratejik vizyonunu anlatan Yayman, muhalefet cephesine yönelik de oldukça çarpıcı eleştiriler yöneltti.
Muhalefete Yönelik Eleştiri: Muhalefet partilerinin Türkiye için vizyoner bir proje üretemediği ve siyasetlerini yalnızca AK Parti karşıtlığı üzerine inşa ettikleri vurgulandı.
İkinci 25 Yıl Vizyonu: Partinin geçmişteki başarılarla yetinmeyeceği, 2053 hedefleri doğrultusunda yapay zeka, dijitalleşme, savunma sanayii ve yeni anayasa gibi temel başlıklara odaklanacağı belirtildi.
Türkiye’nin yakın siyasi geçmişine bakıldığında, 2001 yılındaki ağır ekonomik kriz, bankacılık sektöründeki çöküşler ve koalisyon hükümetlerinin yarattığı siyasi istikrarsızlık, toplumda yeni bir yönetim arayışının fitilini ateşlemişti. İşte tam bu tarihsel kırılma noktasında sahneye çıkan AK Parti’nin 2001’de başlayan siyasi yürüyüşü, bugün geriye dönüp bakıldığında Türkiye’nin siyasi tarihinde eşine az rastlanır bir başarı hikâyesi olarak nitelendiriliyor. Bu çeyrek asırlık serüveni değerlendiren Hüseyin Yayman, partisinin milletle kurduğu koparılamaz bağın altını özenle çizdi.
Siyasi hafızaları tazeleyen Yayman, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partinin kurulduğu 2001 yılında sarf ettiği, o dönemin umutsuz atmosferini dağıtan o meşhur “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözünü yeniden hatırlattı. Bu söz, sadece bir siyasi motto değil, aynı zamanda Türkiye’nin idari, ekonomik ve sosyolojik yapısında yaşanacak köklü değişimlerin de ilk habercisiydi. Dönemin zorlu şartlarında, vesayet odaklarının hukuki ve siyasi baskılarına rağmen Recep Tayyip Erdoğan için söylenen ‘Muhtar bile olamaz’ veya ‘siyasi hayatı bitti’ şeklindeki karamsar söylemlere inat, çeyrek asırdır sadece AK Parti’nin değil, tüm Türkiye’nin kaderini değiştiren muazzam bir siyasi irade ortaya kondu.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
AK Parti’nin 25 yıllık kesintisiz iktidarı, sadece yerel sınırlarla kısıtlı kalmamış, aynı zamanda Avrupa’da ve dünyada da üzerinde akademik olarak titizlikle durulması gereken siyasal bir vaka haline gelmiştir. Hüseyin Yayman, partinin gücünü ve meşruiyetini doğrudan halktan aldığını ifade ederken, “AK Parti büyük bir parti ve AK Parti’yi milletimiz kurmuştur, tabelasını ise Cumhurbaşkanımız asmıştır” diyerek, hareketin tabandan tavana yayılan demokratik karakterine dikkat çekti. Bu sivil yapı, milletin talepleri, beklentileri ve hayalleriyle organik bir bütünlük sağlayarak, yapılamaz denilen projelerin hayata geçirilmesinde temel bir itici güç oldu.
Özellikle geride bıraktığımız dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde hayata geçirilen yapısal reformlar, devlet-millet bütünleşmesini sağlayan sessiz devrimler olarak tarihe geçti. Bu büyük transformasyon, sadece vesayetin geriletilmesi gibi sosyolojik ve hukuki alanlarda değil, doğrudan vatandaşın cebine yansıyan makroekonomik parametrelerde de kendini gösterdi. Yayman’ın paylaştığı resmi verilere göre, AK Parti iktidara geldiğinde Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir yalnızca 3 bin 500 dolar seviyelerindeyken, yıllar içinde uygulanan mali disiplin, üretim odaklı politikalar ve devasa altyapı yatırımları sayesinde bu rakam bugün 18 bin dolara kadar yükseldi. Ulaşım, sağlık, eğitim ve savunma sanayii gibi stratejik alanlarda atılan dev adımlar, Türkiye’nin yıllanmış altyapı eksikliklerini kapatmasını ve küresel rekabette elini güçlendirmesini sağladı.
Türkiye’nin yakın tarihte yaşadığı en büyük yıkım olarak kayıtlara geçen 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler, ülkenin idari ve ekonomik gündeminin en üst sırasına yerleşmiş durumdadır. Söz konusu felaketin ardından başlatılan bölgesel ihya ve yeniden inşa süreçleri, siyasi iktidarın ajandasında kalıcı bir önceliğe sahiptir. Bu bağlamda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) koordinasyonunda yürütülen çalışmalara değinen Hüseyin Yayman, sahada devasa bir seferberlik yürütüldüğünü hatırlattı. Paylaşılan güncel rakamlara göre, deprem bölgesinde afetzedeler için planlanan 455 bin bağımsız birim, etaplar halinde hak sahiplerine teslim ediliyor. Aynı zamanda, Türkiye genelinde dar gelirli vatandaşların barınma ihtiyacını karşılamak üzere hayata geçirilen 500 bin sosyal konut projesinin temel atma süreçleri de kesintisiz devam ediyor. Afet yönetimi ve kentleşme politikaları, önümüzdeki çeyrek asırda iktidarın en büyük sınavlarından biri olmaya devam edecek.
AK Parti’nin geride bıraktığı 25 yılın ardından rotasını çevirdiği Türkiye Yüzyılı vizyonu, beraberinde idari ve hukuki sistemde köklü değişiklik taleplerini de getirmektedir. Siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının yıllardır tartışageldiği “sivil anayasa” hedefi, iktidar partisinin yeni dönemdeki en kritik vaatlerinden biri olarak öne çıkıyor. Mevcut hukuki altyapının, 1982 yılında askeri cunta yönetimi tarafından hazırlanan ve darbe anayasası olarak anılan bir metne dayandığını belirten Yayman, bu yapının modernleşen ve büyüyen Türkiye’ye artık dar geldiğini açıkça ifade etti.
Toplumun geniş kesimlerinin ve milletin en büyük hayalinin yeni, sivil ve demokratik bir anayasa olduğuna inandıklarını belirten iktidar temsilcileri, bu sürecin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısı altında, uzlaşı kültürüyle yürütülmesi gerektiğine inanıyor. Türkiye’nin küresel bir aktör ve uluslararası diplomaside oyun kurucu bir güç haline gelebilmesi için, devletin temel kodlarını belirleyen anayasal zeminin 21. yüzyılın dinamiklerine uygun, özgürlükçü ve çağdaş bir “yazılım” ile güncellenmesi stratejik bir zorunluluk olarak görülüyor.
Devletin yapısal reformlarına ek olarak, ikinci 25 yılın başarı öyküsü sadece hukuki metinlerle değil, yüksek teknoloji hamleleriyle de şekillenecektir. Sanayi ve teknoloji politikaları kapsamında, yapay zeka teknolojileri, otonom sistemler ve yerlilik oranı her geçen gün artan savunma sanayii projeleri, ülkenin küresel rekabetteki en büyük kozlarıdır. İktidar partisi, dijital dönüşüm ve yeni nesil sanayi bölgeleri kurarak ekonomik bağımsızlığı perçinlemeyi hedeflerken, bu hedeflere ancak 86 milyon vatandaşın ortak katkısı ve milli bir dayanışma ruhuyla ulaşılabileceğini savunuyor.
Türkiye’nin on yıllardır enerjisini ve kaynaklarını tüketen terör sorunu, siyaset mekanizmasının en hassas başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Son dönemde TBMM Genel Kurulu’nda 467 milletvekilinin ezici çoğunluğuyla kabul edilen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, siyaset kulislerinde yeni bir dönemin habercisi olarak yorumlanıyor. Yayman bu süreci, parlamentoda sağlanan uzlaşıyı “yeni kapı ruhu ve Türkiye ittifakı” şeklinde tanımlayarak, meselenin dar siyasi kalıpların ötesinde bir devlet ve millet politikası olduğunu vurguladı.
Şiddetin son bulması ve silahların tamamen devreden çıkması amacıyla atılan bu adımların başarıya ulaşması durumunda, Türkiye’nin kalkınma önündeki devasa bir engeli aşacağı öngörülüyor. Bu süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli başta olmak üzere, devletin güvenlik ve istihbarat bürokrasisine (MİT) önemli sorumluluklar düşüyor. Tüm bu entegrasyon adımları atılırken, şehit ailelerinin ve gazilerin yüksek hassasiyetlerinin korunması, atılacak adımların en temel kırmızı çizgisi olarak kabul ediliyor. Silahların sustuğu bir Türkiye’nin, demokrasi, ekonomi ve hukuk alanlarında çok daha büyük sıçramalar yapması hedefleniyor.
Modern çağın en karmaşık meselelerinden biri olan sosyal medya düzenlemeleri ve dijitalleşme, siyasetin de şekil değiştirmesine neden olmaktadır. Aynı zamanda TBMM Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı sıfatı taşıyan Hüseyin Yayman, hayatın her hücresine nüfuz eden dijital platformlara karşı yasakçı bir zihniyeti benimsemediklerini ancak mutlak bir başıboşluğa da müsaade edilmeyeceğini belirtti. Özellikle dijital ağlar üzerinden yayılan nefret suçları, dezenformasyon ve kadına, çocuğa yönelik siber şiddet eylemleri, devletin müdahale etmesi gereken alanlar olarak görülüyor.
Kamu düzeninin sağlanması ve Türk aile yapısının korunması, özgürlük kavramının sınırlarını belirleyen temel sütunlar olarak öne çıkıyor. Siyaset kurumunun iletişim stratejilerinin de büyük ölçüde değiştiği günümüzde, geleneksel miting meydanlarının yerini dijital ağların aldığı bir siyaset mühendisliği inşa ediliyor. Özetle, AK Parti cephesi geçmişin muhasebesini yaparken, geleceğin vizyonunu dijitalleşme, yeni anayasa ve terörsüz Türkiye idealleri üzerine kurgulayarak ikinci çeyrek asırlık iktidar yürüyüşüne “yeniden bismillah” diyerek hazırlanıyor.
Kaynak: BHA