Günümüzde boşanma süreci avukatlar, dilekçeler ve mahkeme salonlarında sonlanırken, geçmişte bu süreç çok daha ölümcül, pazarlığa açık veya klostrofobik olabiliyordu. Trakyalife.com okurları için hazırladığımız bu özel dosyada, insanlık tarihinin en tuhaf ayrılık ve uzlaşma yöntemlerini inceliyoruz. İşte ilginç haberler okumayı sevenler için tarihin tozlu sayfalarından akılalmaz ilişkiler ve insan davranışı örnekleri.

Modern çağda bir evliliği bitirmek, genellikle hukuki bir prosedürden ibarettir. İki taraf da yasal temsilcilerini tutar, mal paylaşımı yapılır ve herkes kendi yoluna gider. Ancak insanlık tarih sahnesinde geriye doğru bir yolculuğa çıktığımızda, eşlerin yollarını ayırmasının (veya tekrar birleşmesinin) hiç de bugünkü kadar “medeni” olmadığını görüyoruz.
Kilisenin baskısı, hukuki imkansızlıklar ve toplumsal normlar, insanları kendi çözümlerini üretmeye itmiştir. Kimi zaman kanlı bir arenada, kimi zaman bir pazar yerinde, kimi zaman ise kilitli bir odada son bulan bu hikayeler, sosyoloji ve psikoloji açısından dudak uçuklatan detaylar barındırıyor.
İşte evlilik kurumunun geçmişinde yatan, duyduğunuzda inanmakta güçlük çekeceğiniz o akılalmaz gelenekler.
Orta Çağ Avrupası’nda, özellikle de 15. yüzyıl Almanya’sında, karı-koca arasındaki şiddetli geçimsizlikler veya ihanet suçlamaları her zaman bir yargıç karşısında çözülmüyordu. İşler içinden çıkılmaz bir hal aldığında, devlet ve kilise onaylı son derece kanlı bir yöntem devreye giriyordu: Evlilik Düellosu (Trial by Combat).
Kulağa vahşice gelse de, bu düellonun kendine has, son derece katı kuralları vardı. Dönemin ünlü eskrim ustası Hans Talhoffer’ın 1467 tarihli el yazması Fechtbuch adlı eserinde bu hukuk süreci tüm detaylarıyla resmedilmiştir.

Fiziksel güç eşitsizliğini ortadan kaldırmak için erkek, beline kadar uzanan dar bir çukura sokulurdu. Hareket alanı tamamen kısıtlanan erkeğin eline sadece ahşap bir sopa verilirdi. Kadın ise çukurun etrafında serbestçe hareket etme hakkına sahipti. Silahı ise içine ağır bir taş veya kömür parçası yerleştirilmiş uzun bir kumaş ya da çuvaldı.
Bu bir gösteri değil, kelimenin tam anlamıyla bir ölüm kalım savaşıydı. Düelloyu kaybeden taraf, ilahi adaletin tecelli ettiğine ve haksız olduğuna kanaat getirilerek idam edilirdi. Yani bu düellodan “boşanarak” sağ çıkmanın tek yolu, eşinizin ölümünü izlemekti.

Peki yoksul halk, mutsuz veya yürümeyen evliliklerini nasıl sonlandırıyordu? Yanıt, İngiliz kırsalında doğan ve “Halk Hukuku” olarak kabul gören eş satışlarında (Wife Selling) yatıyordu.
Dışarıdan bakıldığında korkunç ve onur kırıcı görünen bu gelenekte koca, karısının boynuna sembolik bir yular takar ve onu pazar yerine getirerek açık artırmaya çıkarırdı. En yüksek teklifi veren kişi kadını satın alır ve evlilik yasal olmasa da fiilen son bulmuş sayılırdı.
Ancak tarih kayıtları ve sosyoloji araştırmaları, durumun göründüğünden çok farklı olduğunu kanıtlıyor. Bu satışlar genellikle zorla değil, tamamen kadının rızasıyla ve önceden planlanmış bir anlaşmayla yapılıyordu. Kadını açık artırmada satın alan kişi, çoğu zaman onun yeni sevgilisi veya önceden anlaştığı bir yakını olurdu. Bu yöntem, kocanın tüm maddi sorumluluklardan kurtulmasını, kadının ise toplum dışlanmadan yeni bir hayata başlamasını sağlayan tek pratik “boşanma” yoluydu.
Romanya’nın Transilvanya bölgesinde yer alan Biertan, günümüzde bir UNESCO Dünya Mirası alanıdır. Ancak bu küçük köyü tüm dünyada meşhur yapan şey, mimarisinden ziyade insan psikoloji üzerine yaptığı yüzyıllar süren deneydir.
Biertan’daki müstahkem kilisenin bahçesinde, “Evlilik Hapishanesi” olarak bilinen küçük, taş bir oda bulunur. Yüzyıllar boyunca bölgedeki piskoposlar, boşanmak isteyen çiftleri hemen ayırmak yerine bu odaya kilitlerlerdi.
Bu klostrofobik odanın içinde sadece tek kişilik bir yatak, tek bir tabak, tek bir kaşık ve tek bir bardak bulunuyordu. Boşanmak isteyen çift, bazen altı haftaya kadar varan sürelerle bu odaya kapatılıyor ve hayatta kalmak için her şeyi paylaşmak zorunda bırakılıyordu.
İki insanın tüm öfkesiyle bu kadar dar bir alanda eşyaları paylaşmak zorunda kalması kulağa bir işkence gibi gelebilir. Ancak sonuçlar inanılmazdır. Kayıtlara göre tam 300 yıl boyunca bu odaya giren çiftlerden sadece ve sadece bir tanesi boşanmıştır. Zorunlu yakınlık, yüzleşme ve iletişimsizliği kırma konusunda bu hapishane, günümüz modern çift terapilerinden çok daha yüksek bir başarı oranına sahip olmuştur.
Sosyal medyada ve bazı forumlarda sıklıkla karşımıza çıkan bir diğer iddia ise, İsviçre Alpleri’nde boşanmaktan vazgeçen çiftlerin “barıştıklarını” kanıtlamak için bir uçurumun kenarında dengede durdukları bir ritüel olduğudur.
Fakat bu bilgi, tamamen bir çeviri hatasından doğan bir internet efsanesidir. Antropolog Robert M. Netting’in 1981 tarihli “Balancing on an Alp” (Bir Alp Dağında Dengede Durmak) adlı kitabı, dağlık alanda tarım yapan halkın zorlu doğa koşullarına karşı kurduğu ekolojik dengeyi anlatan akademik bir mecazdır. Ne yazık ki bu kitabın başlığı, yıllar içinde kulaktan kulağa yayılarak gerçek bir “uçurum ritüeli” sanılmıştır. Gerçekte böyle bir uygulama tarih sahnesinde hiçbir zaman var olmamıştır.
Kaynaklar: