Sanat Yönetmeni Metin Göksuna, sanatın birey ve toplum üzerindeki dönüştürücü gücünü anlattı. Göksuna, ‘alaylı bir sanat yönetmeni’ olarak kariyerinde birçok sinema filmi, dizi ve belgesele imza attı. Sanatın evrensel diline vurgu yapan Göksuna, gençlere sanatı bir yaşam biçimi olarak benimsemelerini tavsiye ediyor.

Sanat Yönetmeni Metin Göksuna, hayatını ve sanat yönetmenliği mesleğini samimi bir dille anlattığı röportajında, sanatın birey ve toplum üzerindeki dönüştürücü gücüne vurgu yapıyor. 1958 doğumlu olan Göksuna, Uşak’ta başlayan eğitim hayatının ardından 12 Eylül 1980 öncesinde askere gitmesiyle resmi eğitimi yarıda kalsa da, Uşak Belediye Tiyatrosu‘nda sahne alarak kendini geliştirdi. Kendisini “alaylı bir sanat yönetmeni” olarak tanımlayan Göksuna, şu anda Bodrum’da yaşıyor.
Göksuna’ya göre sanat yönetmenliği, özellikle sinema sektöründe, senaryodan yola çıkarak zamanın ruhuna, mekâna ve karakterlere uygun bir dünya tasarlama sanatı. Filmde kullanılacak mekânların düzenlenmesi, dekorların hazırlanması, kostüm ve müzik seçimleri gibi birçok detay sanat yönetmeninin sorumluluğunda. Bu yaratıcı süreci planlayan, yönlendiren ve koordine eden kişi olarak Göksuna, geniş bir ekiple çalışmanın önemine dikkat çekiyor.
Bugüne kadar birçok sinema filmi, dizi ve belgeselde görev alan Göksuna’nın çalışmaları arasında Harbi Define, Yakın İlişkiler, Napdurun Pansiyon, Arkadaşım Erhan (İngiltere Film Akademisi ile festival filmi), Eza (Fransa’da festival gösterimi), Ana Sıcaklığı ve Küvez (TRT Belgesel Dizisi), Canuciger (TRT Kürdi – 86 Bölüm), Urfa’nın Kurtuluşu, Pivaz (TRT – 4 Bölüm), Nazdar (TRT – 12 Bölüm) ve Tabutlar Küçük Olmasın (kısa film) yer alıyor.
Göksuna, sanatı “insanın duygu ve düşüncelerini başka insanlara aktarabilmesi” olarak tanımlıyor. Ona göre sanat, insanın kendisini ve toplumu sorgulamasını sağlıyor. Sanat sayesinde birey, farkında olmasa bile yaşamı değerlendirmeye başlıyor ve bu süreçte dönüşüm başlıyor. “Eğer bir eser insanların gönlüne dokunabiliyorsa sanat olmuş demektir” diyen Göksuna, sanatın evrensel diline vurgu yapıyor.
Sanatın toplumları bir araya getirme gücüne değinen Göksuna, İran sinemasındaki iki kardeşin ayakkabı paylaşma hikâyesi veya Yunan sinemasındaki yalnız bir yaşlının mutluluğu gibi örneklerle insanların ortak duygularda buluştuğunu belirtiyor. “Sanat, insanları ortak duygularda buluşturur ve toplumlar arasında köprü kurar” ifadelerini kullanıyor.
Başarılı bir sanat yönetmeninin sürekli gözlem yapması, insanları incelemesi ve farklı kültürleri tanıması gerektiğini söyleyen Göksuna, mimari, giyim kültürü, yaşam biçimleri ve yemek alışkanlıkları gibi konularda bilgi sahibi olmanın önemine dikkat çekiyor. Meraklı, araştırmacı ve gözlemci olmanın bu mesleğin temel şartları arasında olduğunu vurguluyor.
Dijitalleşmenin sanat üretimine önemli kolaylıklar sağladığını belirten Göksuna, teknolojinin hangi amaçla kullanıldığının asıl önemli olduğunu ifade ediyor. Türkiye’de sanat kurumlarının sanata alan açması ve bağımsız sinema ile özel tiyatroların desteklenmesi gerektiğini söylüyor. Gençlere tavsiyesi ise şu: “Sanatı sadece bir meslek olarak değil, bir yaşam biçimi olarak benimseyenler hem mutlu olur hem de başarılı olur.”
Son olarak Göksuna, sanatın ekonomik kalkınma, şehir markalaşması ve kültürel diplomasi açısından önemine değiniyor. Kültürel değerlerin korunmasında sanat yöneticilerine büyük görev düştüğünü belirterek, yerel hikâyelerin doğru projelerle kayıt altına alınması gerektiğini söylüyor.
Kaynak: BHA