Olivia Wilde, ‘The Invite’ filminin kendisini ‘çok daha romantik’ biri yaptığını ve ‘içindeki sinizmi erittiğini’ söyledi. Locarno Film Festivali’nde konuşan Wilde, filmin genç izleyicilerden büyük ilgi gördüğünü ve sinema salonları için verdiği mücadeleyi anlattı.

Olivia Wilde, yeni filmi ‘The Invite’ ile ilgili çarpıcı itiraflarda bulundu. İsviçre’deki Locarno Film Festivali‘nde konuşan ünlü yönetmen, bu filmin kendisini ‘çok daha romantik’ bir insana dönüştürdüğünü söyledi. Peki, bu filmde onu bu kadar etkileyen neydi? İşte Wilde’ın samimi açıklamaları ve filmin perde arkası…
Wilde, filmin kendisi üzerindeki etkisini ‘İçimdeki sinizmi eritti’ sözleriyle anlattı. Uzun süredir ilişkilerine devam eden çiftlerle konuştuğunu belirten Wilde, ‘Aynı kişiyle birden fazla ilişki yaşayabileceğinizi’ fark ettiğini söyledi. Bu farkındalık, onun hem kişisel hem de sanatsal bakış açısını değiştirmiş.
Film, Joe ve Angela’nın (Seth Rogen ve Olivia Wilde) üst kat komşuları Piña ve Hawk’ı yemeğe davet etmesiyle başlıyor. Başlangıçta bir ilişkinin sonunu anlattığını düşünen Wilde, filmin aslında ‘aynı kişiyle ilişkinin yeniden başlaması’ üzerine olduğunu fark etmiş. Bu derin tema, filme farklı bir boyut katıyor.
Wilde’ı en çok şaşırtan şeylerden biri de filmin genç izleyicilerden gördüğü ilgi oldu. ‘ABD’de en büyük izleyici kitlesi 35 yaş altı’ diyen Wilde, özellikle 20’li yaşlarındaki gençlerin sorularının pişmanlık değil umut üzerine olduğunu söyledi. Bu durum, onun sinemaya ve geleceğe olan umudunu artırmış.
Wilde, filminin sinemalarda gösterime girmesi için büyük çaba harcadı. ‘Komediler sinema salonlarını hak etmeyen ikinci sınıf işler olarak görülüyor’ diyen Wilde, insanların birlikte gülmenin iyileştirici gücüne inandığını vurguladı. Sundance’teki gösterimde filmin izleyiciyle arasındaki ‘kimyasal tepkiyi’ hissettiğini ve bu yüzden gösterim için savaştığını belirtti.
Wilde, A24’ün teklifini kabul etmelerinin doğru bir karar olduğunu söylerken, ‘FilmNation Entertainment’ın uluslararası anlaşmalarının tamamının sinema gösterimi üzerine olduğunu’ da ekledi. Bu karar, filmin geniş kitlelere ulaşmasını sağladı.
Wilde, bu filmde hem yönetmen koltuğunda oturdu hem de başrol oynadı. Bu deneyimi ‘hayatımın en heyecan verici ve eğlenceli işi’ olarak nitelendirdi. Ayrıca, oyuncuların karakterlere kattığı derinlikten bahsederek, ‘Penélope Cruz’un karaktere özgünlük kattığını, Edward Norton’ın karaktere nüans kazandırdığını ve Seth Rogen’ın hem sinir bozucu hem de sevimli bir denge kurduğunu’ söyledi.
Başlangıçta Angela rolünü oynamayı planlamadığını, ancak oyuncuların onu ikna ettiğini belirten Wilde, ‘Bu rolü oynamak benim için arındırıcı ve eğlenceliydi’ dedi. Hatta, yönetmenlik ve oyunculuğu aynı anda yapmanın zorluklarına rağmen, bu deneyimin kendisine yeni bir yön kattığını itiraf etti.
Wilde, bu filmde kendi savunmasız yönünü keşfettiğini söyledi. ‘Kadınlara genellikle daha az ifadeci olmaları söyleniyor’ diyen Wilde, yaşlandıkça bu kalıplardan kurtulduğunu ve izleyicinin Angela’nın ‘kalp atışını’ görmesini istediğini belirtti. Bu, onun için hem kişisel hem de sanatsal bir özgürleşme oldu.
Sonuç olarak, Olivia Wilde’ın ‘The Invite’ deneyimi, onun sinemaya, ilişkilere ve genç nesle bakışını kökten değiştirmiş görünüyor. Film, hem romantizmin hem de sinema salonlarının gücüne dair umut verici bir mesaj taşıyor.
Kaynak: Haber Merkezi