Eğitimci-Türkolog Hayat Aras, Altay Dağları’nın derinliklerinde gerçekleştirdiği tarihi yolculuğun dördüncü bölümünde okuyucuları mistik bir evrene davet ediyor. Denisova insanının kadim izlerinden Ruhlar Vadisi’nin şifalı enerjisine, tayga inancının derinliklerinden efsanevi Katun Irmağı’na uzanan bu araştırma yazısı, Sibirya coğrafyasının binlerce yıllık gizemini gün yüzüne çıkarıyor.

Eğitimci-Türkolog Hayat Aras, Altaylardan Anadoluya uzanan köklü geçmişin izini sürmek için eşsiz bir tarih yolculuğuna çıktı. Yazarın Sibirya coğrafyasının kalbinden kaleme aldığı dördüncü bölüm yazısında, insanlık tarihinin gizemli sayfaları aralanıyor ve Altay Dağları efsaneleri tüm gerçekliğiyle gün yüzüne çıkarılıyor.
Madde Başlığı 1: Eğitimci-Türkolog Hayat Aras, Altay Cumhuriyeti’nde insanlığın en eski izlerini süren kapsamlı bir araştırma yazısı kaleme aldı.
Madde Başlığı 2: Denisova insanının genetik gizeminden, Ak Tayga’nın mistik atmosferine kadar pek çok tarihi detay bu eşsiz yolculukta inceleniyor.
Eğitimci-Türkolog Hayat Aras, hazırladığı kapsamlı yazı dizisinin yeni bölümünde okuyucuları Rusya Federasyonu‘na bağlı özerk Altay Cumhuriyeti sınırlarına götürüyor. Anohin Ulusal Müzesi kapısından adımını attığı andan itibaren, usta ressam Çoros Gurkin‘in adını taşıyan caddede yürürken zihninde canlanan büyük kurultay sabahının yankılarını aktarıyor. Han Altay tablosu üzerindeki canlı gerçekliğin, şehrin modern gürültüsüyle harmanlandığı bu eşsiz anlar, köklere yapılan yolculuğun güçlü bir başlangıcını temsil ediyor. Sibirya coğrafyası, sadece dondurucu soğuklarıyla değil, aynı zamanda barındırdığı binlerce yıllık kültürel miras ile de ön plana çıkıyor. Metinde vurgulandığı üzere, beton kaldırımların bittiği yerde başlayan ulu dağlar, insanı zamanın en eski toyuna ulaştırmak için bekleyen devasa anıtlar gibi yükselmektedir.
Altay Dağları, Türk mitolojisinin ve evren algısının şekillendiği yegane merkez konumundadır. Üstte mavi gök çadır, altta yağız yer döşek tasviriyle başlayan o kadim çağlarda, doğanın ve insanın iç içe, ayrılmaz bir bütün olarak yaşadığı anlatılır. Bölgenin ulu zirvesi Akbaşlı Beluha Dağı, mitolojik zamanlarda henüz yerin bağrında ufak bir tepecik olarak betimlenirken; günümüzde devasa bir ekosistemi besleyen Altıngöl ve coşkun Kadın Irmağı, dünyanın temelinin yeni atıldığı o ıssız sabahlarda şekillenmeye başlamıştır. Kamların davulu eşliğinde yeri göğü titreten ritüeller, şanlı ataların kutsal yurdunda kurulan o ilk büyük kurultayın habercisidir. Taş kesilmiş balballar, bozkırın dipsiz ıssızlığında geçmişin asırlık yazılarını geceye fısıldarken, zamanın ötesinden gelen Bilge Kaycı efsanevi topşuruna vurarak ataların ruhunu çağlar ötesine taşımaktadır.
Altay Dağları’nın karlı ve yalçın dorukları, sadece mitolojik öykülere ev sahipliği yapmakla kalmaz; aynı zamanda antropoloji bilimi için çığır açan somut verilere de kaynaklık eder. Makalede aktarılan bilgilere göre, bu sert iklim koşullarında modern insanın izinden çok daha öncesine dayanan Denisova insanları yaşam sürmüştür. Denisova Mağarası içerisinde gerçekleştirilen ve dünya bilim tarihine geçen kazılar, insanlık tarihinin bilinen tüm ezberlerini sarsan muazzam bulgular ortaya koymuştur. Döneminin en heybetli topluluklarından biri olarak belgelenen bu antik soyların, 190 santimetreye varan boyları ve son derece güçlü iskelet yapıları ile zorlu şartlara kusursuz bir şekilde uyum sağladıkları kanıtlanmıştır. Mağaranın dondurucu katmanlarında gün yüzüne çıkarılan yeşil klorit taşından yapılmış bilezik, bu kadim insanların sadece hayatta kalma mücadelesi vermediklerini, aynı zamanda oldukça üstün bir zanaat becerisi ve gelişmiş bir estetik algıya sahip olduklarını tartışmasız biçimde kanıtlamaktadır. Modern bilimsel araştırmalar, bugünün yüksek rakımlı bölgelerinde yaşayan toplulukların oksijensiz ortamlara dayanıklılığını sağlayan genetik mirasın, doğrudan bu devasa atalardan aktarıldığını göstermektedir.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kurulan yöresel sofranın ardından, Altay coğrafyasının kalbi olarak nitelendirilen Çemal bölgesi istikametine doğru yolculuk tüm hızıyla devam ediyor. Heybetli dağ taraçaları arasında ilerlerken zamanın adeta yavaşladığı bu rota, insanı modern dünyanın yorucu hızından kopararak doğanın kadim ritmine davet etmektedir. Çemal kasabasına ulaşıldığında ise efsanevi Kadın Irmağı (Katun) kıyısında yaklaşık dört kilometrelik muazzam bir yürüyüş parkuru ziyaretçileri karşılamaktadır. Sibirya’nın en önemli su kaynaklarından biri olan ve ilerleyen kilometrelerde Biya Nehri ile birleşerek devasa Obi Nehri’ni oluşturan bu coşkun suların kıyısında sıralanan ahşap barakalar, ulu dağların asırlık esintisini taşıyan el emeği ürünlere ev sahipliği yapmaktadır. Geleneksel deri işlemeler, el yapımı keçeler ve incelikli ahşap oymalar, bu kutsal topraklardan geriye kalan somut birer hatıra olarak gezginlerin heybelerine eklenmektedir.
Doğa ile iç içe geçen bu yürüyüş parkurunun sona erdiği eşikte, Altay şamanlarının yüzyıllardır yerle göğü birbirine bağladığı o efsanevi mekân, yani Ruhlar Vadisi (Çeçkış) bütün ihtişamıyla belirmektedir. Altay Dağları’nın en güçlü enerji merkezleri arasında gösterilen bu mistik kanyon, rüzgârın vadinin sarp kayalıklarındaki uğultusuyla tarifsiz bir atmosfer yaratır. Yerel inanç sistemlerine göre bu eşsiz sesler, kanyonu korumakla görevli doğa ruhlarının fısıltılarıdır. Yüzyıllar boyunca Kamlar (şaman din adamları), buradaki devasa kayaların, asırlık ağaçların ve çağlayan suların gizemli bir iyileştirici ve arındırıcı güce sahip olduğuna kuvvetle inanmışlardır.
Vadinin kelimelerle anlatılamayacak güzelliği içinde ilerlerken, binlerce yıl önce yaşamış kadim atalar tarafından kayaların bağrına kazınmış ilk petroglifler ile yüz yüze gelinir. Antik çağlara uzanan bu eşsiz kaya resimleri, o dönemin yaşam tarzını ve ritüellerini günümüze taşıyan en önemli arkeolojik kanıtlardır. Kazıma teknikleriyle ustaca işlenen çizimlerde; yaban dağ keçileri, geyik figürleri, zorlu av sahneleri ve ritüel gerçekleştiren şaman silüetleri, zamanın sessiz tanıkları olarak araştırmacıları selamlamaktadır. Burası, Ak Tayga’nın yüce ruhlarına sunulan alkışların, yani iyi dilek ve şükran dualarının halen taş duvarlarda yankılandığı o kutsal zirvedir.
Sibirya Türklerinin inanç dünyasında çok önemli bir yer tutan Tayga kavramı, yalnızca coğrafi bir çam ormanı kuşağını değil, son derece derin bir ruhani evreni temsil etmektedir. Bu köklü inanç sisteminde, dağlar ve ormanlar iki zıt kutba ayrılır: Ak Tayga, göğe doğru korkusuzca uzanan, iyiliğin, esenliğin, bolluğun ve kutlu ruhların yegane sığınağı olan arı duru dağ ormanlarıdır. Bölgedeki tecrübeli avcılar, bu kutsal alana adım atmadan önce saygıyla eğilir ve koruyucu iyelere (doğa ruhlarına) dualar okurlar.
Bunun tam karşısında ise yeraltı dünyasının karanlık hükümdarı Erlik Han’ın ve kötücül güçlerinin hüküm sürdüğü; gün ışığı görmeyen, geçit vermez ve ürkütücü Kara Tayga bulunur. Destanların ve halk edebiyatının köklü katmanlarında değişmez bir tema olarak yer alan bu tasvirler, basit bir doğa betimlemesinden çok daha öte, yeryüzü ile yeraltı güçlerinin amansız mücadelesini simgeleyen mitolojik bir kozmoloji sunmaktadır.
Vadinin derinliklerinde, sarp kayaların arasından süzülerek usulca akan gizemli bir uçarsu (şelale), bu mistik geziye kendi doğal senfonisiyle eşlik etmektedir. Kadim inançlara göre, bu şifalı şelalenin hemen ardında bulunan küçük kaya oyuğuna girip tüm içtenliğiyle dilek tutanların sesini doğanın ruhları mutlaka duyar ve o dilekleri yerine getirirmiş. Kanyonun yüksek noktalarına doğru tırmanıldığında ise Kadın Irmağı’nın (Katun) devasa vadileri yararak ilerleyişini izleten panorama, görsel bir şölen olarak akıllara kazınmaktadır.
Ruhlar Vadisi’nin bu zamansız anlarını hafızalarına kazıyan ekip, akşamın lacivert saatlerine doğru Şaşıkman Köyü istikametinde yeniden yola koyulur. Tarihi rota üzerinde, Altay bölgesinin en yüksek dağ geçitlerinden biri olan ve yerel halk tarafından kutlu bir eşik kabul edilen Calmunku (Seminski) Geçidi yer almaktadır. Deniz seviyesinden yaklaşık 1.717 metre yükseklikte bulunan ve asırlık Çuya Karayolu güzergahında yer alan bu zirvede, ulu çam ve sedir ağaçlarına bağlanmış ak renkli dilek bezleri, eski inançların rüzgârla ettiği dansa tanıklık etmektedir. Dağların ardına çekilen güneş, yerini dingin bir Sibirya akşamına bırakmaktadır.
Akşam karanlığının tamamen çökmesiyle birlikte nihayet Şaşıkman bölgesine varılır ve günün yorgunluğu, Ak Tayga’nın derinliklerine gizlenmiş huzurlu bir turbazaya emanet edilir. Rusça “Turistiçeskaya baza” (turist kampı) kelimesinin bir kısaltması olan turbazalar, yörenin simgesi haline gelmiş, mütevazı ve ahşap barınaklardır. Akarsu kenarlarına veya çam ormanı yamaçlarına kurulan bu doğa dostu yapılar, büyük şehirlerin stresinden, altyapısından ve kurallarından tamamen izoledir. Geceleri elektriğin tamamen kesilebildiği bu tesislerde konuklar, yalnızca rüzgârın sesini, nehrin şırıltısını ve tabiatın mutlak dinginliğini dinleyerek ruhlarını dinlendirme fırsatı bulurlar.
Tam bu konaklama noktasında, yerel efsanelerde “tersine akan nehir” olarak bilinen ünlü Ursuu (Ursul) Irmağı devreye girmektedir. Coğrafi gerçeklikte sularını Katun Nehri’ne dökmesine rağmen, halk anlatılarında ilkbahar aylarında karların erimesiyle coşan Katun Irmağı’nın devasa basıncı nedeniyle Ursuu’nun sularının geriye doğru akmaya zorlandığı söylenir. Doğanın bu muazzam gücü ve çatışması, dilden dile aktarılan efsanevi bir doğa olayı olarak bölge kültürüne altın harflerle kazınmıştır. Adını tüm suların anası kabul edilen dişil ve doğurgan güçten alan Katun, tıpkı Ursuu Irmağı’nı dizginlediği gibi Altay coğrafyasının tüm ritmini tek başına yönetmektedir. Bu muazzam doğa olayının gölgesinde, belki de binlerce yıl önce yaşamış Denisovalı ataların da duyduğu o kadim gece ritmi, yolcuları Altay’ın esenlik dolu derin uykusuna davet etmektedir.
Kaynak: BHA