Waymo CEO’su Dmitri Dolgov, kamera tabanlı otonom sürüş sistemlerinin güvenlikte belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra takıldığını ve tam otonomi için yetersiz kaldığını açıkladı. 220 milyon sürücüsüz mil verisine dayanan Waymo, kaza oranlarında insanlardan daha iyi performans gösterirken, Tesla’nın robotaxi verileri insanlardan 3 kat daha kötü. Peki, geleceğin otonom araçları hangi sensörleri kullanacak?

Otonom sürüş teknolojileri, otomotiv dünyasının en hararetli tartışma konularından biri olmaya devam ediyor. Bir tarafta tamamen kameraya dayalı sistemleri savunan Tesla, diğer tarafta ise lidar, radar ve kamera kombinasyonunu kullanan Waymo. Waymo’nun eş CEO’su Dmitri Dolgov, son açıklamalarıyla bu tartışmaya net bir nokta koydu: Kamera tek başına tam otonom sürüş için asla yeterli değil. Peki, bu iddianın arkasında hangi teknik gerçekler var? Gelin, Dolgov’un çarpıcı açıklamalarına ve sektördeki yansımalarına yakından bakalım.
Dolgov, Y Combinator’ın Startup School etkinliğinde yaptığı konuşmada, otonom sürüş için hangi sensörlerin gerekli olduğu konusundaki uzun süredir devam eden tartışmaya değindi. İnsanların sadece gözleriyle araç kullanabildiğini kabul eden Dolgov, eğer hedef sadece insan performansına yaklaşmak veya bir sürücü destek ürünü geliştirmekse kameraların makul bir tercih olduğunu söyledi. Ancak asıl önemli noktayı şöyle vurguladı: “Zayıf algılama, güvenlik eğrisinin çok erken bir zamanda düzleşmesine neden olur.” Yani kameralar, tam otonomi için gereken süper insan performansına ulaşamadan önce bir güvenlik tavanına takılıyor.
Bu açıklama, Tesla’nın tamamen kameraya dayalı “Tesla Vision” sistemine doğrudan bir eleştiri olarak yorumlandı. Dolgov, isim vermese de sözlerinin hedefi açıktı. Kameralar insan seviyesinde bir sürüş deneyimi sunabilir, ancak bir aracın direksiyonunda kimse olmadan güvenle ilerleyebilmesi için gereken güvenlik çıtasının çok altında kalıyor.
Waymo, araçlarında üç farklı sensör tipini bir arada kullanıyor: kamera, lidar ve radar. Dolgov, bu çoklu sensör yaklaşımının neden kritik olduğunu teknik detaylarıyla açıkladı. Kameralar yüksek çözünürlük ve renk sunarken pasif sensörlerdir ve karanlıkta veya parlak ışıkta performansları düşer. Lidar, dünyanın 3D yapısını doğrudan ölçerken, radar sis, yağmur ve kar gibi zorlu hava koşullarında çalışır ve Doppler etkisiyle hızı doğrudan okur. Lidar ve radar aktif sensörler olduğu için zifiri karanlıkta veya güneşe karşı bile net görüş sağlar.
Dolgov’a göre bu sensörler birbirinin yedeği değil, birbirini tamamlayan unsurlar. Her biri kendi kodlayıcısını çalıştırıyor ve veriler birleşerek tek bir sensörle elde edilemeyecek üstün bir dünya görüşü oluşturuyor. Bu yaklaşımın ne kadar hayati olduğunu kanıtlayan gerçek hayat senaryoları da var: Phoenix’teki bir toz fırtınasında kamera neredeyse hiçbir şey göremezken, lidar yol kenarındaki bir yayayı net bir şekilde tespit edebiliyor. Geceleri karanlık bir yolda çocuklarını kovalayan köpekler, beton bariyeri atlayan insanlar… Tüm bu durumlarda kamera görüntüsü işe yaramazken, lidar görüntüsü net.
Dolgov’un dikkat çektiği bir diğer kritik nokta ise kamera merceğinin fiziksel olarak kapanması. Bir yaprağın sensörü kapatması, sadece kameraya dayanan bir sistemi tamamen durdurabilir. Waymo’nun başına gelen bir olayda, sileceklerin temizleyemediği bir ağaç dalı kamerayı kapatmış, ancak araç diğer sensörlerini kullanarak güvenli bir şekilde depoya dönmüş. Bu durum, farklı sensör türlerinin bir arada bulunmasının bir lüks değil, zorunluluk olduğunu gösteriyor.
Dolgov’un argümanının temelinde matematiksel bir gerçek yatıyor: “dokuzlar” problemi. Güvenilirlik, yüzde 90’dan yüzde 99’a çıkarmak nispeten kolaydır, ancak her ekstra “dokuz” (yani yüzde 99.9, 99.99 vb.) bir öncekinden yaklaşık on kat daha fazla çaba gerektirir. Bu yüzden, başlangıçta hızlı ilerleyen bir teknoloji, belirli bir noktadan sonra bir platoya ulaşır ve tam otonom sürüş için gereken güvenlik seviyesinin çok altında kalır.
Bir demo için tek bir “dokuz” yeterli olabilir. Sürücü destek ürünleri birkaç “dokuz” gerektirir. Ancak arka koltukta çocuklar varken direksiyonda kimse olmayan bir araba için çok daha yüksek bir güvenilirlik gerekir. Dolgov, kamera tabanlı sistemlerin bu son birkaç “dokuzu” elde edemeden tıkanacağını savunuyor.
Dolgov ayrıca maliyet konusuna da değindi. Kamera savunucularının en büyük kozu olan lidarın pahalılığı, Waymo’nun altıncı nesil donanımıyla hızla düşüyor. Dolgov, bugünkü fiyatlar üzerinden lidara karşı bahse girmenin “raf ömrü kısa bir sayıya” bahse girmek olduğunu söylüyor.
Tesla, bu tartışmanın diğer tarafında en yüksek sesle konuşan şirket. 2021’de radarı, 2022’de ultrasonik sensörleri araçlarından çıkaran Tesla, tamamen kameraya dayalı “Tesla Vision” sistemine geçti. Elon Musk, lidarı “aptalca bir arayış” olarak nitelendirdi ve bu teknolojiye bel bağlayanların “mahkum” olduğunu söyledi. Tesla’nın 2025’te Austin’de başlattığı robotaxi hizmeti de sadece kameralarla çalışıyor.
Ancak sonuçlar, Dolgov’un bahsettiği tavanı doğrular nitelikte. Tesla’nın kendi robotaxi verileri, insan sürücülerden yaklaşık üç kat daha yüksek kaza oranı gösteriyor. Üstelik bu veriler, ön koltukta bir güvenlik gözlemcisi varken elde edildi. Musk, FSD’nin her sürümde insanlardan daha güvenli olduğunu iddia etse de, veriler bu iddiayı henüz desteklemiyor.
Öte yandan Waymo, Dolgov’un kameralarla ulaşılamayacağını söylediği rakamları yakalıyor. 220 milyon sürücüsüz mili kapsayan en son güvenlik raporuna göre, Waymo araçları aynı mesafede insan sürücülerin neden olacağı ciddi yaralanmalı kazalarda yüzde 94 daha az kazaya karışıyor. Waymo, ABD’de 15 şehirde haftada yaklaşık 500 bin ücretli yolculuk yapıyor ve haftalık 1 milyon yolculuk hedefine doğru ilerliyor. Tesla ise geçtiğimiz yıl boyunca yalnızca 380 bin sürücüsüz mil biriktirdiğini doğruladı. Waymo bu rakama bir günde ulaşıyor.
Dolgov’un açıklamaları, kamera-lidar tartışmasını en net şekilde ortaya koyan ifadelerden biri oldu. Kameraların işe yaramaz olduğunu söylemiyor; aksine, iyi bir sürücü destek ürünü için yeterli olabileceklerini kabul ediyor. Ancak asıl mesele, “insana yardım edecek kadar iyi” olmanın “insanı tamamen devre dışı bırakacak kadar iyi” olmak anlamına gelmediği. Dolgov’a göre kamera tabanlı sistemler, güvenlik “dokuzları”nın son birkaç basamağına ulaşamadan tıkanıyor.
Tesla’nın aktif robotaxi hizmeti, Dolgov’un bahsettiği “demo” tanımına uyuyor. Sınırlı bir bölgede, düşük hızlarda ve sınırlı erişimle çalışan bu hizmet, kamera tabanlı sistemlerin potansiyelini gösteriyor ancak tam otonominin gerektirdiği güvenlik seviyesine ulaşamıyor. “Dokuzlar” çerçevesi, Tesla yatırımcılarının dikkate alması gereken en önemli nokta. Tesla, eğrinin dik ve kolay olan başlangıç kısmında yıllarını harcadı; ancak asıl zorluk, milyonlarca mil sürüş yapıldığında ortaya çıkan güvenlik problemidir.
Maliyet konusu da giderek zayıflıyor. Waymo’nun altıncı nesil donanımının maliyeti hızla düşüyor. Eğer sensörler ucuzlamaya devam ederse ve kamera tabanlı sistemler aynı duvara çarpmaya devam ederse, “kameralar pragmatik seçim” argümanı her yıl daha da güçsüzleşecek. Kulağa gelen bilgilere göre Waymo, araç + sensör paketini yaklaşık 60.000 dolara getirmek üzere. Bu noktada, ölçekte çalışan bir sisteme sahip olmak, araç başına 20.000 dolarlık maliyet avantajından çok daha önemli hale geliyor.
Özetle, Waymo’nun deneyimi ve verileri, tam otonom sürüş için çoklu sensör yaklaşımının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Kamera tabanlı sistemler belirli bir noktaya kadar iyi çalışabilir, ancak güvenlik söz konusu olduğunda, insan hayatını riske atmamak için en kapsamlı teknolojiyi kullanmak şart.
Kaynak: Haber Merkezi