CHP’li Seyit Torun, “Kent Uzlaşısı” soruşturmasındaki tahliyeleri değerlendirdi: “Adalet parçalı olmaz. Sürecin başından beri hukuki değil siyasi saiklerle yürütüldüğü gelen tahliyelerle kanıtlandı.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ordu Milletvekili ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Politika Kurulu Başkanı Seyit Torun, kamuoyunda “Kent Uzlaşısı” olarak bilinen soruşturma kapsamında yaşanan son tahliye kararlarını değerlendirdi. Aylardır iddianamesi hazırlanmayan dosyalar üzerinden yürütülen tutukluluk süreçlerinin hukuki bir dayanaktan yoksun olduğunu savunan Torun, yargı sisteminin bir cezalandırma mekanizmasına dönüştürüldüğü iddiasıyla sert eleştirilerde bulundu.
Temel Eleştiri: Torun, aylardır iddianamesi hazırlanmayan tutuklamaların hukuki değil, siyasi saiklerle yürütüldüğünü öne sürdü.
Tahliye Gelişmeleri: Mahir Polat’ın ev hapsinin kaldırılması, Mehmet Ali Çalışkan ve Ebru Özdemir’in tahliye edilmesi “gecikmiş bir adalet” olarak nitelendirildi.
Şişli Örneği: Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın bir dosyadan tahliye edilip başka bir gerekçeyle tutukluluğunun sürmesi “cezalandırma aracı” olarak tanımlandı.
Adalet Vurgusu: Seyit Torun, haksız yere özgürlüğü kısıtlanan herkes için “eşit ve derhal” adalet çağrısında bulundu.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerel yönetimler ve şehircilik politikalarındaki etkin isimlerinden Seyit Torun, Ankara gündemini sarsan tahliye kararları sonrası yaptığı açıklamada, Türk yargı sisteminin işleyişine dair ciddi soru işaretlerini gündeme taşıdı. Soruşturma dosyasının aylardır raflarda beklemesine ve somut bir iddianame ile mahkeme huzuruna çıkarılmamasına rağmen devam eden tutuklulukların, bireysel özgürlükleri ihlal ettiğini belirten Torun, sürecin en başından itibaren manipüle edildiğini savundu.
Hukuki süreç değerlendirmesi kapsamında konuşan Torun, yargının bağımsızlığının zedelendiği bir ortamda adaletin tesis edilemeyeceğini vurguladı. Özellikle Mahir Polat üzerindeki adli kontrol şartlarının hafifletilmesi ve diğer isimlerin serbest bırakılması, Torun’a göre dosyanın içinin boş olduğunun ve tutuklamaların bir tür “ön infaz” olarak kullanıldığının en somut kanıtı niteliğinde.
Seyit Torun, açıklamasında isim vererek yürüttüğü eleştirilerde, adaletin kişiye veya siyasi görüşe göre esnetilemeyeceğini hatırlattı. Mehmet Ali Çalışkan ve Ebru Özdemir’in özgürlüklerine kavuşmasını olumlu karşıladığını ancak bu kararın gecikmiş olmasının yarattığı mağduriyeti gidermediğini ifade etti. Torun’a göre, iddianamesi hazırlanmayan her gün, sanık haklarının ve masumiyet karinesinin açık bir ihlali anlamını taşıyor.
Yargının siyasallaşması iddialarını yineleyen Torun, “Sürecin başından beri hukuki değil siyasi saiklerle yürütüldüğünü bugün gelen kararlar açıkça ortaya koydu. Eğer bu dosyalar hukuki bir temele dayansaydı, aylar boyunca bir iddianame hazırlanır ve savunma hakkı kutsal sayılardı” ifadelerini kullandı. Bu durumun sadece CHP’li isimleri değil, genel olarak hukuk devletine olan güveni sarstığını ekledi.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Torun’un açıklamasındaki en dikkat çekici noktalardan biri Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın durumu oldu. Şahan’ın bir dosyadan tahliye almasına rağmen, başka bir soruşturma bahane edilerek cezaevinde tutulmaya devam edilmesini “yargı eliyle cezalandırma” olarak niteleyen Torun, bu yöntemin muhalif siyasetçiler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıldığını iddia etti. Bu durumun hukuk mantığıyla açıklanamayacağını belirten Torun, adaletin “parçalı” uygulanamayacağını, herkese eşit mesafede olması gerektiğini savundu.
Seyit Torun, “Kent Uzlaşısı” dosyasındaki tutuklulukların sonlanmasını adalet adına bir nebze de olsa umut verici bulsa da, yargılama yöntemlerine dair eleştirilerini daha geniş bir perspektife taşıdı. Bir hukuk devletinde adaletin, siyasi rüzgarlara göre yön değiştirmemesi gerektiğini vurgulayan Torun, haksız tutuklulukların sadece bireyleri değil, onların temsil ettiği kurumları ve ailelerini de derinden yaraladığını ifade etti. Hukuki süreç değerlendirmesi çerçevesinde, iddianamenin geciktirilmesinin bir “cezalandırma yöntemi” haline geldiğini savunan CHP’li vekil, bu durumun Türkiye’nin uluslararası hukuk karnesini de olumsuz etkilediğine dikkat çekti.
Adaletin bir lütuf değil, anayasal bir hak olduğunu hatırlatan Torun, tutuklamaların son çare olması gerekirken birincil araç olarak kullanılmasının yargıya olan güveni sıfırladığını belirtti. Torun, “Adalet, bir kesime hızlı, diğer kesime yavaş işleyen bir mekanizma olamaz. Eğer bir suç varsa, bu somut delillere dayanmalı ve yargılama makul sürede, şeffaf bir şekilde yapılmalıdır” diyerek, yargı bağımsızlığının yeniden tesisi için siyasi iradeye çağrıda bulundu.
Açıklamasının sonunda “Adalet parçalı olmaz” diyerek çarpıcı bir vurgu yapan Seyit Torun, özgürlüğü kısıtlanan her vatandaşın haklarının savunucusu olacaklarını belirtti. Sadece siyasi figürler için değil, sistemin dişlileri arasında ezilen her birey için “eşit ve derhal” adalet talebini yineleyen Torun, CHP olarak hukukun üstünlüğü mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini ifade etti.
Seyit Torun’un ifadeleri, yargının siyasetten arındırılması ve tarafsızlığının korunması gerektiği yönündeki toplumsal talebin bir yansıması olarak görüldü. Özellikle yerel yönetimlerin çalışmalarını etkileyen bu tür soruşturmaların, hizmet üretme kapasitesine zarar vermemesi gerektiğinin altını çizen Torun, “Demokrasinin temeli hukuktur; hukuku sarsarsanız demokrasiyi ayakta tutamazsınız” mesajıyla sözlerini tamamladı.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Seyit Torun’un açıklamalarıyla birlikte, Cumhuriyet Halk Partisi bünyesinde kurulan hukuk izleme komisyonlarının “Kent Uzlaşısı” ve benzeri siyasi nitelikli davaları anbean takip etmeye devam edeceği bildirildi. Torun, adaletin tam manasıyla tecelli etmesi için sadece tahliyelerin yeterli olmadığını, beraat kararları ve iade-i itibarların da sürecin bir parçası olması gerektiğini belirtti. Bu süreçte yaşanan tüm hak ihlallerinin raporlanarak ulusal ve uluslararası platformlara taşınacağı da paylaşılan bilgiler arasında yer alıyor.
Kaynak: Hibya Haber Ajansı