Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen Anadolu Medya Ödülleri töreninde, Terörsüz Türkiye vizyonu ve toplumsal birlik üzerine tarihi açıklamalarda bulundu. “İsimlerimiz farklı olabilir ama hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti’dir” diyen Yılmaz, gazetecileri dezenformasyona karşı uyararak basın meslek ilkelerine bağlılığın milli güvenlik ve huzur için hayati olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi çatısı altında gerçekleştirilen ve medyanın önemli isimlerini bir araya getiren Anadolu Medya Ödülleri töreni, tarihi nitelikte mesajlara ev sahipliği yaptı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ülkenin geleceğini yakından ilgilendiren Terörsüz Türkiye süreci, basın özgürlüğü ve sarsılmaz toplumsal birlik konularında son derece kapsayıcı açıklamalara imza attı.
Madde Başlığı 1: Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Terörsüz Türkiye” vizyonu kapsamında TBMM’den geçen 467 kabul oyunun büyük bir siyasi mutabakat olduğunu vurguladı.
Madde Başlığı 2: Medyanın ve gazetecilerin bu kritik süreçteki mesuliyetlerine dikkat çeken Yılmaz, dezenformasyona ve olası provokasyonlara karşı net uyarılarda bulundu.
Türkiye’nin dört bir yanından gelen yerel ve ulusal basın temsilcilerini, televizyoncuları ve yayıncıları aynı çatı altında toplayan Anadolu Medya Ödülleri programı, bu yıl özellikle verilen güçlü mesajlarla hafızalara kazındı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi‘nin ev sahipliğinde büyük bir katılımla düzenlenen bu prestijli organizasyonda kürsüye gelen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sadece medya sektörünün dinamiklerine değil, aynı zamanda tüm Türkiye’ye hitap eden geniş çaplı bir vizyon çizdi.
Ülkenin içinde bulunduğu dönemin hassasiyetine dikkat çekilen programda, medyanın dördüncü kuvvet olarak üstlendiği yapıcı ve dönüştürücü rolün altı bir kez daha çizildi. Özellikle Anadolu medyası, yerel sorunları ve değerleri ulusal düzleme taşıma noktasında her zaman Türkiye’nin birleştirici bir gücü olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, basın özgürlüğü kavramının sadece sınırsız haber alma hakkı olmadığı, aynı zamanda gazetecilerin mesleki sorumlulukları ile entegre bir şekilde değerlendirilmesi gereken ayrılmaz bir bütün olduğu ifade edildi.
Programın en can alıcı ve gündem belirleyen noktalarından birini şüphesiz ki Terörsüz Türkiye ideali oluşturdu. Yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu‘nda görüşülen ve on yıllardır ülkenin ayağına pranga vuran terörün kökünü kazımayı hedefleyen kapsamlı düzenlemeye değinen Yılmaz, parlamentodan çıkan sonucun önemini vurguladı. Oylamada elde edilen 467 kabul oyunun sıradan bir istatistiksel veri olmadığının altını çizdi. Bu rakam, birbirinden tamamen farklı siyasi görüşlere ve tabanlara sahip milletvekillerinin, söz konusu vatanın bölünmez bütünlüğü ve milletin bekası olduğunda nasıl tek yumruk olabildiğinin en somut siyasi mutabakat göstergesi olarak tarihe geçmiştir.
Türkiye’nin, uzun yıllardır ekonomik ve sosyal enerjisini sömüren terör sorununu çözme noktasında eşine az rastlanır, tarihi bir fırsat penceresi yakaladığı aşikardır. Devlet aklının yürüttüğü bu tür hassas geçiş ve tam çözüm evrelerinde, güvenlik güçlerinin sahadaki kararlılığı kadar toplumun ve özellikle medya organlarının duruşu da hayati önem taşımaktadır.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Sürecin selameti ve hedeflenen nihai başarıya ulaşılması açısından, olası provokasyon girişimleri ve özellikle dijital mecralarda, sosyal ağlarda hızla yayılan dezenformasyon kampanyaları ile topyekûn mücadele edilmesi gerektiği net bir dille aktarıldı. Bilgi kirliliğinin ve kasıtlı üretilen yalan haberlerin, toplumsal huzuru baltalamak isteyen karanlık odakların günümüzdeki en güçlü silahı olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, devletin yürüttüğü terörle mücadele konseptinin medya ayağında sabote edilmemesi için herkese büyük iş düşmektedir.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından Anadolu Medya Ödülleri kürsüsünden dile getirilen ve gecenin en çok akılda kalan ifadelerinden biri olan sosyal bütünleşme mesajı, ülkenin temel dinamiklerini özetler nitelikteydi. Toplumun farklı kesimlerinin, farklı inançların, kültürel kökenlerin ve siyasi görüşlerin aynı çatı altında, barış içinde yaşamasının tek teminatı olan toplumsal birlik ve ortak payda kavramları, yapılan konuşmanın ana eksenini oluşturdu.
Yılmaz’ın, “Ortak paydamız milletimizin huzuru ve ülkemizin güçlü, müreffeh geleceğidir. İsimlerimiz farklı olabilir ama hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti’dir” şeklindeki kapsayıcı ve kucaklayıcı ifadeleri, sadece salondaki basın mensupları için değil, tüm vatandaşlar için stratejik bir kenetlenme çağrısı olarak kayıtlara geçti. Nüfusu 85 milyonu aşan ve çok zengin bir demografik yapıya sahip olan Türkiye’de, vatandaşlık bağının ve cumhuriyet değerlerinin birleştirici gücüne yapılan bu vurgu, özellikle terörle mücadele süreçlerinin sivil ayaklarının ne kadar sağlam tutulması gerektiğini gözler önüne sermektedir.
Konuşmanın bir diğer kritik boyutunu ise kamu yönetimi etiği ve devlet ile vatandaş arasındaki sarsılmaz bağın felsefi altyapısı oluşturdu. Yılmaz, kamu görevlilerinin ve karar alıcıların taşıdığı ağır yüke değinerek, “Halka hizmet ederken Hakk’ın rızasını gözetmek, görevimizi yerine getirirken hukuktan ve hakkaniyetten ayrılmamak hepimizin mesuliyetidir” sözleriyle devlet geleneğimizin temel ilkelerini hatırlattı.
Bir devletin bekası ve toplumun devlete olan sarsılmaz güveni, ancak ve ancak adalet terazisinin doğru tartmasıyla mümkündür. Hukuk ve hakkaniyet prensiplerinden taviz verilmeden yürütülen her türlü siyasi ve idari süreç, ulusal dayanışmayı perçinler. Özellikle Terörsüz Türkiye süreci gibi devletin ve milletin kaderini doğrudan etkileyen devasa ve çok boyutlu operasyonel hamlelerde, evrensel hukuk kuralları ve insan hakları ekseninde hareket edilmesi, Türkiye’nin uluslararası arenadaki haklı davasını da diplomatik olarak güçlendiren en temel argümandır.
Gecenin düzenlenme amacı olan medya ödülleri konseptine uygun olarak, programın final bölümünde doğrudan basın emekçilerine ve medya patronlarına yönelik yapıcı eleştiriler ile hayati hatırlatmalar gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konuşmasının bu bölümünde gazetecilerin meslek ilkelerine bağlı hareket etmesinin taşıdığı hayati öneme güçlü bir şekilde vurgu yaptı.
Geleneksel gazetecilikten dijital medyaya ve kontrolsüz büyüyen sosyal ağlara geçiş yaptığımız bu yeni iletişim çağında, haberin hızından ziyade haberin doğruluğu çok daha kıymetli bir hal almıştır. Türkiye’de ilk olarak 1960 yılında resmiyet kazanan ve zaman içinde güncellenen Basın Meslek İlkeleri, gazetecinin habere, kaynağa ve topluma karşı taşıdığı namus borcunu temsil eder.
Toplumu yönlendirme, kamuoyu oluşturma ve demokratik denetim mekanizması olarak işlev görme gücüne sahip olan medyanın, özellikle milli güvenlik meselelerinde son derece hassas bir süzgeç kullanması gerekmektedir. Reyting kaygısı, anlık etkileşim (tıklanma) hırsı veya tiraj hedefleri uğruna; teyit edilmemiş bilgilerin, manipülatif görüntülerin ve yalan haberlerin servis edilmesi, en başta Anadolu medyasının o köklü ve saygın tarihi misyonuna ihanet anlamına gelmektedir.
Sonuç olarak, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yankılanan bu sözler, Türkiye’nin önündeki zorlu ama bir o kadar da aydınlık ufku işaret etmektedir. Terör belasından tamamen arınmış, ekonomik kaynaklarını doğrudan üretim, teknoloji ve eğitime kanalize eden bir ülkenin inşası, sadece siyasetçilerin değil; kalemiyle, kamerasıyla, fikriyle bu topraklara hizmet eden her bir medya mensubunun ve nihayetinde soyadı Türkiye Cumhuriyeti olan her bir ferdin omuz omuza vermesiyle mümkündür.
Kaynak: BHA