2026’nın En İyi ve En Kötü 5 Filmi

2026’da 62 filmi sinema salonunda izleyen bir eleştirmen, yılın en iyi ve en kötü 5 filmini açıkladı. The Odyssey başyapıt olurken, Return to Silent Hill hayal kırıklığı yarattı. İşte kaçırılmaması gerekenler ve uzak durmanız gerekenler!

Yayınlama: 02.08.2026
A+
A-

Sinema salonları, 2026’nın ilk yedi ayında adeta bir film cennetine dönüştü. Ben de bu süreçte tam 62 filmi büyük ekranda izleme şansı buldum. Kimi zaman gözlerimi kamaştıran yapımlarla karşılaştım, kimi zaman da salonu terk etmek için dakikaları saydım. İşte size yılın geride kalan bölümünde izlediğim filmler arasından en iyi 5 ve en kötü 5 yapım!

En İyiler: Sinema Salonlarında Zaman Ayırmaya Değer 5 Film

Bu yıl sinema salonlarında izlediğim filmler arasında beni gerçekten etkileyen, üzerinde günlerce düşündüğüm ve tekrar izlemek için sabırsızlandığım yapımlar oldu. İşte 2026’nın en iyileri:

5. Obsession: Tekrar İzledikçe Büyüyen Bir Korku Şaheseri

Curry Barker‘ın yönettiği Obsession, yılın en çok konuşulan korku filmi oldu. İlk izleyişimde etkileyici bulmuştum; ancak ikinci izleyişimde filmin derinliklerinde gizlenen detayları fark edince hayranlığım daha da arttı. Indie Navarrette‘nin canlandırdığı Nikki karakteri, doğaüstü bir nesne sayesinde utangaç iş arkadaşı Bear’a (Michael Johnston) aşık olmak zorunda kalan bir kadını olağanüstü bir fiziksel performansla canlandırıyor. Bu film, 2026’nın sonunda en çok izlediğim yapım olmaya aday.

4. Wasteman: Gözden Kaçan Bir İngiliz Hapishane Dramı

David Jonsson’un Black Panther 3‘te T’Challa II rolünü üstleneceği haberi, onun yeteneğini bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak onu asıl Wasteman filminde izlemelisiniz. Bu İngiliz hapishane gerilimi, erken tahliyesi tehlikeye giren bir mahkumun, yeni hücre arkadaşının (Tom Blyth) hapishane içindeki kaçakçılık ağına göz dikmesiyle gelişen olayları anlatıyor. Yoğun ve sürükleyici atmosferiyle yılın en gözden kaçan yapımlarından biri.

3. The Invite: Bir Akşam Yemeğinde Hayatın İçinden Bir Dram

Seth Rogen ve Olivia Wilde‘ın başrollerini paylaştığı The Invite, tek bir San Francisco dairesinde geçen, keskin diyaloglarla örülü bir dram. Olivia Wilde’ın yönettiği filmde, evli bir çift üst kat komşularını yemeğe davet eder; ancak gece, pasif-agresif atışmalar ve beklenmedik itiraflarla kaosa dönüşür. Hem güldüren hem hüzünlendiren bu yapım, Oscar adaylıklarını fazlasıyla hak ediyor.

2. Project Hail Mary: Bilim Kurgunun Zirvesinde Bir Uzay Macerası

Ryan Gosling‘in başrolünde olduğu Project Hail Mary, Andy Weir’in romanından uyarlanan saf bir gişe filmi. Astronotun hafızasını kaybetmiş bir şekilde uyandığı ve kritik bir görevi hatırlamaya çalıştığı hikaye, 156 dakika boyunca hiç sıkılmadan izleniyor. Özellikle filmin diğer yıldızı, uzaylı Rocky karakteri, her sahneyi çalıyor. Bilim kurgu severler için kaçırılmaması gereken bir başyapıt.

1. The Odyssey: Sinemanın Büyüsünü Yeniden Hatırlatan Bir Destan

Listenin zirvesinde tahmin edilebileceği gibi The Odyssey var. Christopher Nolan, Oppenheimer’ın ardından sinema salonlarının neden hala önemli olduğunu kanıtlayan bir destanla karşımızda. Matt Damon’un Odysseus’u canlandırdığı filmde, unutulmaz sahnelerin yanı sıra güçlü bir duygusal çekirdek de var. Özellikle filmin sonlarına doğru Odysseus’un neredeyse fısıltıyla verdiği konuşma, tüylerimi diken diken etti. Nolan yine başardı!

En Kötüler: İzlediğime Pişman Olduğum 5 Film

Her yıl olduğu gibi bu yıl da sinema salonlarında hayal kırıklığı yaratan yapımlarla karşılaştım. İşte 2026’nın en kötü filmleri:

5. Mercy: Yapay Zeka Temalı Sıkıcı Bir Gerilim

Chris Pratt ve Rebecca Ferguson‘ın başrollerini paylaştığı Mercy, potansiyeli yüksek bir konsepti boşa harcıyor. Dedektif Chris Raven’ın karısını öldürmediğini yapay zeka yargıcına 90 dakikada kanıtlama çabası ilginç bir fikir; ancak film bu fikri hiçbir yere taşıyamıyor. Kesik kesik anlatım ve oyuncuların isteksiz performansları, filmi izlemesi zor bir deneyime dönüştürüyor.

4. The Bride!: Yıldızlarla Dolu Bir Karmaşa

Jessie Buckley, Christian Bale, Peter Sarsgaard gibi dev bir oyuncu kadrosuna rağmen The Bride! tam bir hayal kırıklığı. Guillermo del Toro’nun Frankenstein’ından sadece birkaç ay sonra vizyona girmesiyle dikkat çeken film, ton olarak tutarsız ve komedi öğeleri zayıf. Ayrıca filme eklenen müzikal sekans, Joker 2‘yi bile aratmadı. Bu kadar yetenekli oyuncunun boşa harcanması gerçekten üzücü.

3. Rosebush Pruning: Gösterişten Öteye Geçemeyen Bir Yapım

Yorgos Lanthimos’un senaristi Efthimis Filippou’nun yazdığı Rosebush Pruning, zenginlerin hayatını hicveden bir kara komedi olmayı hedefliyor. Ancak film, rahatsız etme çabasıyla sadece sığ ve kaba bir hal almış. Callum Turner‘ın yanlış oyuncu seçimi ve baş ağrıtan ses tasarımı da cabası. Yanımdaki kişi filmi beğenmiş olabilir, ama benim için tam bir hayal kırıklığıydı.

2. The Strangers – Chapter 3: Serinin Sonu da Kötü

The Strangers üçlemesinin son halkası, serinin en iyisi olabilir; ancak bu pek bir şey ifade etmiyor. 2008 yapımı orijinal filmin yeniden başlatma denemesi, korku öğelerinden yoksun, karakter gelişiminden uzak ve tamamen sıkıcı. Bu serinin bitmesine sevindim, çünkü 2027’de artık bu başarısız denemeyi konuşmak zorunda kalmayacağım.

1. Return to Silent Hill: Bir Hayranın Kabusu

Listenin en kötüsü, hiç şüphesiz Return to Silent Hill. Oyun serisinin en sevilen yapımlarından Silent Hill 2‘yi temel alan bu film, kaynak materyale o kadar ihanet ediyor ki hayranlar için adeta bir hakaret. Ben, sinema üyeliğim sayesinde çoğu filmi ekstra ücret ödemeden izliyorum; ancak bu film için farklı bir sinemaya gidip bilet parası ödedim ve paramı geri isteyecek kadar pişman oldum. Bu film yerine oyunu oynamanızı kesinlikle öneririm.

2026 Sineması Karışık Duygularla Dolu

2026’nın ilk yedi ayında izlediğim 62 film, sinema salonlarının hem en iyi hem de en kötü örneklerini gözler önüne serdi. The Odyssey gibi başyapıtlar, sinemanın büyüsünü hatırlatırken; Return to Silent Hill gibi yapımlar, iyi bir uyarlamanın nasıl yapılmaması gerektiğini gösteriyor. Umarım yılın geri kalanı, iyi filmler açısından daha da zengin geçer. Sinema keyfiniz bol olsun!

Kaynak: Haber Merkezi

Koozmo Medya, kelimelerin gücüne, görselin etkisine ve bilginin dönüştürücü niteliğine inanan bir dijital hikâye anlatıcısıdır. Haberden içeriğe, görselden stratejiye uzanan yolculuğunda, her satırda özgünlüğü, her projede derinliği önceler. Zamanın ruhunu yakalayan içerikler üretirken, okuruyla bağ kurmayı değil; iz bırakmayı hedefler. Koozmo Medya için medya yalnızca bir mecra değil, anlamı çoğaltan bir evrendir.
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.