Spor yazarı Ömer Gürsoy, Türk tenisini ressam Mustafa Ayaz’ın fırçalarıyla anlattı: Siyah boyalar arasında parlayan kırmızı umutlar Zeynep Sönmez ve Kaan Işık Koşaner, sistemin sürdürülebilir olmadığı takdirde yalnızca istisna olarak kalacak. Junior seviyedeki daralma ve Fonseca-Atakan hikâyesi, yapısal kırılmanın çarpıcı örnekleri.

Spor yazarı Ömer Gürsoy, tenisteki mevcut durumu ressam Mustafa Ayaz‘ın fırçalarıyla anlattığı yazısında, Türk tenisinin karanlık tablosuna rağmen umut veren kırmızı noktalara dikkat çekiyor. Gürsoy, siyah boyaların arasında parlayan Zeynep Sönmez ve Kaan Işık Koşaner gibi isimlerin, sistemin sürdürülebilir olmadığı takdirde yalnızca istisna olarak kalacağını vurguluyor.
Gürsoy, Roland Garros junior turnuvası öncesinde Türk tenisinin içinde bulunduğu durumu çarpıcı bir benzetmeyle anlatıyor. Bir dönem Grand Slam junior turnuvalarında 3-5 Türk tenisçiyle temsil edilirken, bugün yalnızca tek bir temsilciyle yer almak, yapısal bir kırılmanın işareti. Bu düşüş, sadece bir turnuva eksikliği değil; profesyonel tenise açılan kapının dışında kalma riski anlamına geliyor.
Başarı, tekil anlardan değil kesintisiz bir üretim hattından doğar. Türkiye’de bu zincirin halkaları giderek zayıflıyor. Junior temsilin neredeyse yok seviyesine inmesi, üst düzey oyuncu sayısını da doğrudan etkiliyor. Sorun, tek tek oyuncular değil, oyuncuyu üreten süreklilik.
Karanlık tablonun içinde parlayan iki önemli isim var: Zeynep Sönmez ve Kaan Işık Koşaner. Zeynep, uluslararası arenada dikkat çeken tek başarı hikâyesi olarak ‘Hâlâ buradayız’ mesajı veriyor. Kaan ise elemelerden gelerek Roland Garros junior ana tablosuna yükseldi ve siyah içindeki kırmızı ışık oldu.
Kaan, Gençlik ve Spor Bakanlığı TOHM sistemi içinde desteklenen bir sporcu. Ayrıca Adana Tenis Dağ ve Su Sporları Kulübü‘ne (ATDSK) transfer oldu. Başkan Ali Refah Keskin‘in bu yatırımı, geleceğe dönük önemli bir hamle. Ancak Gürsoy, Tenis Federasyonu‘nun paylaşımlarında kulüp emeğini vurgulamamasını eleştiriyor; kulüplerin motivasyonu için bu görünürlüğün kritik olduğunu belirtiyor.
Gürsoy, João Fonseca ile Atakan Karahan arasındaki çarpıcı paralelliği anlatıyor. 2022’de Antalya’da oynanan 16 Yaş Junior Davis Cup‘ta Atakan, Fonseca’yı mağlup etmişti. O dönem Federasyon, Atakan’ı Amerika’ya gönderirken, Fonseca kendi sisteminde ilerledi. Sonuç: Fonseca, Djokovic‘i iki set geriden gelerek yenen ilk genç oyuncu olurken, Atakan ABD kolej tenisine yöneldi ve profesyonel planlaması sürdürülemedi. Bu hikâye, sistemin önemini gözler önüne seriyor.
Bugün elimizde tek bir kırmızı fırça darbesi varsa, mesele onu alkışlamak değil, çoğaltmaktır. Zeynep Sönmez potansiyelin varlığını, Kaan Işık Koşaner ise bu potansiyelin hâlâ nefes aldığını gösteriyor. Ancak junior seviyedeki boşluk, bu ışığın sürekliliğe dönüşmesini engelliyor. Eğer bu kırmızı noktalar çoğalmazsa, tenis sahnesinde zaman zaman parlayan bireysel ışıkların ötesine geçemeyiz ve siyah zemin ne kadar güçlü görünürse görünsün, hikâye hep eksik kalır.
Ömer Gürsoy‘un yazısı, Türk tenisinde sistem tartışmasını yeniden alevlendiriyor. Kulüpler, antrenörler ve sporcular büyük emek veriyor; ancak bu emek, dünya standartlarında sürekli sonuç üreten bir yapıya dönüşemiyor. Junior seviyeden profesyonel seviyeye geçiş, ancak planlı ve sürdürülebilir bir sistemle mümkün. Aksi halde her başarılı sporcu, sistemin ürünü değil; sistemin istisnası olarak kalır.
Kaynak: BHA