Modern jinekolojinin gelişiminde kilit rol oynayan ancak anestezi olmadan 30 kez ameliyat edilen köleleştirilmiş kadın Anarcha Westcott’un trajik ve düşündürücü hikayesi.

Tıp dünyasının parıltılı başarılarının ardında bazen tarif edilemez acılar ve insan hakları ihlalleri yatar. 19. yüzyıl Amerika’sında köleleştirilmiş bir kadın olan Anarcha Westcott, modern cerrahinin en büyük buluşlarından birine istemeden de olsa öncülük ederken, insanlık onurunun hiçe sayıldığı bir trajedinin başrolü oldu.
Ameliyat Sayısı: Anarcha Westcott, anestezi olmadan tam 30 kez cerrahi operasyona maruz bırakılmıştır.
Tıbbi Devrim: Bu acı dolu süreç, günümüzde hala kullanılan vezikovajinal fistül tedavi yönteminin temelini oluşturmuştur.
Etik Tartışma: J. Marion Sims’in başarıları, günümüzde tıp etiği açısından en büyük utanç kaynaklarından biri kabul edilmektedir.
1800’lü yılların ortasında Amerika Birleşik Devletleri‘nin güney eyaletlerinde, Alabama’da bir çiftlikte köle olarak dünyaya gelen Anarcha Westcott, sadece bir iş gücü olarak görülüyordu. Ancak 17 yaşında gerçekleştirdiği çok zorlu bir doğum, onun kaderini dünya tıp tarihine kazıyacak bir dönüm noktası haline getirdi. Doğum sırasında günlerce süren sancıların ardından vücudunda meydana gelen hasar, tıp dilinde vezikovajinal fistül olarak bilinen, mesane ile vajina arasında bir yırtık oluşmasına neden oldu.
O dönemde bu durum, kadınlar için hem fiziksel hem de sosyal bir felaket anlamına geliyordu. Sürekli idrar sızıntısı ve buna bağlı enfeksiyonlar, bu hastalıktan muzdarip kadınları toplumdan izole ediyordu. Anarcha, bu ağır sağlık sorunuyla mücadele ederken, “Modern Jinekolojinin Babası” olarak anılacak olan Dr. J. Marion Sims ile tanıştırıldı. Bu karşılaşma, tıbbi bir şifa arayışından ziyade, tarihin en tartışmalı deneylerinden birinin başlangıcıydı.
Dr. J. Marion Sims, cerrahi yetenekleri ve hırsıyla tanınan bir isimdi. Alabama‘daki küçük hastanesinde, vezikovajinal fistül sorununu çözmek için deneklere ihtiyaç duyuyordu. Bu amaçla, Anarcha da dahil olmak üzere Betsey ve Lucy isimli köleleştirilmiş kadınları bir araya getirdi. Sims, bu kadınların sahipleriyle yaptığı anlaşmalar gereği, kadınların bakım ve beslenme masraflarını üstleniyor, karşılığında ise onları cerrahi deneylerinde kullanma hakkını elde ediyordu.
Buradaki en kritik ve kan donduran detay ise anestezi kullanımıydı. 1840’ların ortasında eter ve kloroform gibi anestezik maddeler yeni yeni keşfedilmiş olmasına rağmen, Sims bu kadınlar üzerinde yaptığı ameliyatlarda hiçbir uyuşturucu madde kullanmadı. Dr. Sims, siyahi insanların beyazlara göre acıyı daha az hissettiğine dair dönemin ırkçı ve hiçbir bilimsel temeli olmayan inanışına sığınıyordu. Ancak Anarcha, masaya her yatışında bu teorinin ne kadar korkunç bir yalan olduğunu bizzat yaşıyordu.

Anarcha Westcott, yaklaşık dört yıl boyunca süren bu süreçte tam 30 kez ameliyat edildi. Her operasyon bir öncekinin başarısızlığını düzeltmeye odaklanıyor, ancak genç kadının bedeni üzerinde tarifsiz yaralar bırakıyordu. Sims, dikiş materyalleri üzerinde denemeler yapıyor, bazen ipek iplikler bazen de kurşun teller kullanıyordu. Sonunda, gümüş tel dikişler kullanarak fistülü kapatmayı başardığında, bu başarıyı tıp literatürüne altın harflerle yazdırdı. Ancak bu başarı, Anarcha‘nın rızası olmadan, acılar içinde geçen yıllarının bir ürünüydü.
J. Marion Sims, cerrahi başarıya ulaşmak için yürüttüğü bu süreçte sadece bir doktor değil, aynı zamanda bir “sahip” gibi hareket etti. Anarcha ve diğer kadınlar üzerindeki denemeleri sırasında, operasyonlar başarısız olduğunda diğer köleleştirilmiş kadınları birbirlerine asistanlık yapmaya zorluyordu. Bu, fiziksel acının yanına eklenen devasa bir psikolojik yıkımdı. Tıp tarihçileri, bu kadınların yaşadığı travmanın sadece cerrahi müdahale ile sınırlı olmadığını, bir mülk olarak görülmenin verdiği değersizlik hissinin de bu sürecin bir parçası olduğunu vurgulamaktadır.
Anarcha Westcott, modern jinekolojinin temel taşlarından biri olan spekulum ve gümüş dikiş tekniklerinin geliştirilmesinde canlı bir model olarak kullanıldı. Ancak bu teknikler daha sonra Avrupa ve Amerika’daki zengin beyaz kadınları tedavi etmek için kullanıldığında, bu hastalara anestezi uygulanması Sims‘in çifte standardını ve tıp dünyasının o dönemdeki ırkçı tutumunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anarcha, tıp literatüründe uzun yıllar boyunca sadece bir “denek numarası” veya “vaka örneği” olarak anılmış, insani kimliği ise karanlıkta bırakılmıştır.
Bugün Anarcha, sadece mağdur bir figür değil, aynı zamanda tıp etiğinin en önemli sembollerinden biri olarak kabul ediliyor. Modern biyoetik derslerinde, Anarcha‘nın hikayesi, “bilimsel ilerleme her türlü yöntemi meşru kılar mı?” sorusunun cevabı olarak okutuluyor. Alabama Üniversitesi ve çeşitli tıp kurumları, son yıllarda bu karanlık geçmişle yüzleşme adına Anarcha, Betsey ve Lucy’nin anısını onurlandırmak için çeşitli çalışmalar yürütmektedir.
2021 yılında Alabama’da açılan “Mothers of Gynecology” (Jinekolojinin Anneleri) anıtı, bu kadınların tıp dünyasına sunduğu istemsiz katkıyı ve çektikleri acıyı dünyaya haykırmaktadır. Anarcha Westcott ismi, artık sadece tıbbi bir başarının gölgesinde kalan bir köle ismi değil; insan haklarının, vücut dokunulmazlığının ve tıp etiğinin vazgeçilmezliğinin bir simgesidir.
Tıp dünyası, Anarcha ve arkadaşlarının yaşadıklarını uzun süre görmezden gelmeyi tercih etti. Dr. Sims, New York’ta devasa bir hastane kurup dünya çapında şöhret kazanırken, bu şöhretin mimarları olan siyah kadınlar unutulmaya terk edildi. Ancak 21. yüzyılın toplumsal farkındalık dalgası, bu sessizliği bozdu. Tarihçiler, Anarcha‘nın sadece bir “hasta” değil, aynı zamanda Sims’in cerrahi ekibinin bir parçası gibi çalışmaya zorlanan, zamanla tıbbi prosedürleri öğrenen ama asla bir profesyonel muamelesi görmeyen bir figür olduğunu belirtmektedir.
Bu trajik hikaye, günümüzde sağlık sistemlerindeki eşitsizliklerin ve azınlık grupların tıbbi araştırmalardaki güvenliğinin sorgulanmasında hala kilit bir rol oynamaktadır. Anarcha, bilimin ışığının bazen çok derin gölgeler yarattığının en somut kanıtıdır.