İsrail’in Lübnan saldırılarında bilanço ağırlaşıyor: Toplam can kaybı 1497’ye, yaralı sayısı ise 4 bin 639’a ulaştı. 1 milyondan fazla insanın yerinden edildiği bölgede insani kriz derinleşirken, kara harekatının genişletilmesi endişeleri artırıyor.

İsrail‘in Lübnan topraklarına yönelik başlattığı ve şiddetini her geçen gün artıran hava, deniz ve kara operasyonlarında insani trajedi korkutucu boyutlara ulaştı. Bölgeden gelen son veriler, çatışmaların sivil halk üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne sererken, uluslararası toplumun ateşkes çağrılarına rağmen gerilimin düşmediği gözlemleniyor.
Can Kaybı Artıyor: Son 24 saatte 36 kişinin daha hayatını kaybetmesiyle toplam ölü sayısı 1497’ye ulaştı.
Sivil Kayıplar: Hayatını kaybedenlerin 130’u çocuk, 101’i ise kadınlardan oluşuyor.
Göç Dalgası: Saldırılar nedeniyle yerinden edilen Lübnanlıların sayısı 1 milyon 162 bini aşmış durumda.
Orta Doğu coğrafyası, İsrail ve Lübnan arasındaki gerilimin topyekün bir savaşa dönüşme riskiyle sarsılıyor. 2 Mart tarihinden bu yana sistematik bir şekilde devam eden operasyonlarda, Lübnan Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılan veriler facianın boyutunu rakamlarla kanıtlıyor. Son 24 saat içerisinde gerçekleştirilen yoğun bombardımanlar neticesinde 36 kişinin daha yaşamını yitirdiği, böylece toplam can kaybının 1497 seviyesine yükseldiği açıklandı.
Saldırıların sadece askeri hedeflerle sınırlı kalmadığı, yerleşim yerlerinin ve sivil altyapının da büyük zarar gördüğü bölgede, yaralı sayısı 4 bin 639 olarak kayıtlara geçti. Beyrut başta olmak üzere, ülkenin güney ve kuzey bölgelerindeki hastaneler kapasitelerinin çok üzerinde bir dolulukla hizmet vermeye çalışırken, tıbbi malzeme eksikliği insani krizi daha da derinleştiriyor. Lübnan hükümet yetkilileri, uluslararası yardım kuruluşlarına acil destek çağrısında bulunarak, sivil ölümlerinin durdurulması için diplomatik baskının artırılmasını talep ediyor.
Lübnan Sağlık Bakanlığı‘nın raporunda yer alan en acı verici detaylar ise kuşkusuz hayatını kaybedenlerin demografik yapısı oldu. Bakanlık açıklamasına göre, saldırıların başladığı günden bu yana 130 çocuk ve 101 kadın saldırıların kurbanı oldu. Bu veriler, saldırıların ayrım gözetmeksizin sivil yerleşim alanlarını etkilediğini ve savunmasız grupların en büyük bedeli ödediğini bir kez daha kanıtlıyor.
Daha önceki raporlarda 1461 olarak açıklanan toplam can kaybı, son yoğunlaştırılmış hava harekatlarıyla birlikte hızla tırmanışa geçti. Bölgedeki saha gözlemcileri, enkaz altında kalanların sayısının tam olarak bilinmediğini ve gerçek ölü sayısının resmi rakamların çok daha üzerinde olabileceğini ifade ediyor. Özellikle Bekaa Vadisi ve Güney Lübnan‘daki kırsal alanlarda, iletişim hatlarının kopması nedeniyle veriye ulaşımın zorlaştığı vurgulanıyor.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
- Lübnan, yüzölçümü bakımından küçük bir ülke olmasına rağmen dünyada en fazla mülteci barındıran ülkeler arasında yer almaktadır. Mevcut saldırılar, ülkenin zaten kırılgan olan ekonomik yapısını çökme noktasına getirmiştir.
- Bölgedeki çatışmaların temelini oluşturan Mavi Hat, Birleşmiş Milletler tarafından 2000 yılında İsrail’in Lübnan’dan çekilmesini doğrulamak amacıyla belirlenmiş olan sınır çizgisidir.
Sürecin askeri kanadında ise İsrail ordusu, operasyonların kapsamını genişletme kararı aldığını duyurdu. 2 Mart tarihinde Lübnan topraklarından ateşlendiği iddia edilen füzelerin ardından başlayan siren sesleri, geniş çaplı bir harekatın habercisi olmuştu. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), sadece sınır hattını değil, başkent Beyrut‘un stratejik noktalarını da hedef alan eş zamanlı operasyonlar yürütüyor.
Hava saldırılarına ek olarak, Akdeniz kıyısındaki İsrail savaş gemilerinin de kıyı şeridindeki hedefleri dövdüğü, donanmanın operasyonlara aktif destek verdiği bildirildi. Ancak en kritik gelişme, İsrail kabinesinin aldığı kara harekatını genişletme kararı oldu. Sınır hattını aşan zırhlı birliklerin, Lübnan‘ın güneyindeki köylere doğru ilerleyişi, bölgedeki jeopolitik dengeleri altüst etme potansiyeli taşıyor.
Saldırıların askeri boyutu kadar, geride bıraktığı insani yıkım da dünya gündeminin ilk sıralarına yerleşmiş durumda. Lübnan hükümetinden yapılan son resmi açıklamalara göre, bombardımanlar nedeniyle güvenli bölgelere sığınmaya çalışan ve yerinden edilen sivillerin sayısı 1 milyon 162 bin barajını aşmış bulunuyor. Bu rakam, Lübnan toplam nüfusunun yaklaşık beşte birine tekabül eden devasa bir kitlenin, yanlarına sadece en temel ihtiyaçlarını alarak yollara düştüğü anlamına geliyor.
Başkent Beyrut sokakları, parklar ve kamu binaları, güneyden gelen ailelerin geçici barınma merkezlerine dönüşmüş durumda. Ülkenin kuzeyine ve Suriye sınırına doğru akan bu yoğun göç dalgası, yerel yönetimlerin ve yardım kuruluşlarının lojistik kapasitesini zorluyor. Gıda, temiz su ve barınma imkanlarının kısıtlı olması, bölgede salgın hastalık riskini de beraberinde getiriyor. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, yerinden edilen bu nüfusun büyük bir kısmını yaşlılar ve çocuklar oluşturuyor; bu da insani yardım operasyonlarının aciliyetini bir kat daha artırıyor.
İsrail‘in harekatı genişletme kararı, sadece Lübnan sınırları içinde değil, tüm Orta Doğu coğrafyasında bir domino etkisi yaratma riski taşıyor. Bölge ülkeleri, çatışmaların yayılmasından duydukları endişeyi dile getirirken, diplomatik kanallar üzerinden ateşkes görüşmeleri yürütülmeye çalışılıyor. Ancak sahadaki çatışma dinamikleri, diplomatik çabaların önüne geçmiş durumda. Lübnan Sağlık Bakanlığı, son 24 saatteki can kaybı artışının (36 kişi), saldırıların şiddetindeki artışla doğrudan orantılı olduğunu belirtiyor.
Özellikle sivil altyapının hedef alınması, uluslararası hukuk çerçevesinde “orantısız güç” tartışmalarını da alevlendirdi. Lübnan içerisindeki farklı etnik ve dini gruplar arasındaki dengeler, bu denli büyük bir göç ve yıkım karşısında test ediliyor. Ülke ekonomisinin zaten uzun süredir derin bir kriz içerisinde olması, bu son saldırıların ardından toparlanma sürecinin on yıllar sürebileceği yorumlarına yol açıyor.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
- Lübnan‘ın güneyindeki Litani Nehri, bölgedeki su kaynakları açısından hayati öneme sahiptir ve tarih boyunca askeri stratejilerin merkezinde yer almıştır.
- 2006 yılındaki Temmuz Savaşı’ndan bu yana bölge, bu ölçekte bir kitlesel yerinden edilme ve can kaybı istatistiği ile karşı karşıya kalmamıştı.
4 bin 639 olarak açıklanan yaralı sayısı, sadece bir istatistik olmanın ötesinde, Lübnan sağlık sisteminin karşı karşıya kaldığı devasa yükü simgeliyor. Yaralıların büyük bir kısmının ağır yanıklar, şarapnel parçaları ve uzuv kayıpları gibi komplike cerrahi müdahale gerektiren vakalar olduğu bildiriliyor. Beyrut‘taki devlet hastanelerinin yanı sıra özel sağlık kuruluşları da tamamen savaş mağdurlarına ayrılmış durumda.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, uluslararası topluma seslenerek; tıbbi oksijen, anestezi ilaçları ve acil cerrahi kitleri konusunda destek beklediklerini yineledi. Saldırıların devam etmesi, ambulansların olay yerlerine ulaşmasını ve yaralıların güvenli bir şekilde tahliye edilmesini de engelliyor. Sağlık personeli, uykusuz geçen gecelerin ve kısıtlı imkanların gölgesinde yaşam kurtarmaya çalışırken, sahadan gelen görüntüler yaşanan trajedinin boyutlarını tüm çıplaklığıyla sergiliyor.
İsrail ordusunun hava ve denizden yürüttüğü harekatın, Lübnan‘ın lojistik hatlarını kesmeye yönelik olduğu değerlendiriliyor. Başkent ve çevresindeki köprülerin, ana yolların ve depo alanlarının vurulması, hem insani yardımların ulaştırılmasını hem de sivil tahliyeleri zorlaştırıyor. Kara birliklerinin derinleşen operasyonları ise çatışmanın daha uzun soluklu bir “yıpratma savaşına” dönüşebileceği endişesini kuvvetlendiriyor.
Önümüzdeki günlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi‘nin (BMGK) atacağı adımlar ve bölgedeki aktörlerin duruşu, Lübnan‘daki krizin seyrini belirleyecek. Ancak şu anki tablo; her geçen saat artan can kayıpları, yerinden edilen milyonlar ve yıkılan bir ülke gerçeğiyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Kaynak: BHA