ABD Başkanı Trump, İran ile ateşkesi reddederek “Karşı taraf yok olurken durulmaz” dedi. Hürmüz Boğazı için uluslararası katılım çağrısı yapan Trump, İngiltere’yi ise geç kalmakla eleştirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, Orta Doğu’daki gerilimin zirve yaptığı bir dönemde İran ile ateşkes ihtimaline kapıları sert bir şekilde kapattı. Beyaz Saray önünde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, askeri operasyonların net bir zafer elde edilene kadar süreceğini vurguladı.
Ateşkes Reddi: Başkan Trump, karşı tarafın ağır kayıplar verdiği bir süreçte operasyonları durdurmanın söz konusu olmadığını açıkladı.
İsrail İle Tam Uyum: Washington ve Tel Aviv hattında savaşın sonlandırılması konusunda tam bir görüş birliği olduğu ifade edildi.
Hürmüz Boğazı Çağrısı: Trump, enerji koridoru olan Hürmüz Boğazı’nın güvenliği için Çin ve Japonya gibi ülkelerin de elini taşın altına koyması gerektiğini belirtti.
Dünya kamuoyunun Orta Doğu’dan gelecek bir yumuşama haberini beklediği dakikalarda, ABD Başkanı Donald Trump’tan tansiyonu daha da yükseltecek açıklamalar geldi. Beyaz Saray bahçesinde basın mensuplarına hitap eden Trump, İran ile yürütülen askeri ve siyasi sürece dair net bir tavır sergiledi. Ateşkes kelimesini lugatından çıkardığını hissettiren Trump, “Ateşkes yapmak istemiyorum. Karşı tarafı kelimenin tam anlamıyla yok ederken ateşkes yapılmaz” diyerek sahadaki askeri üstünlüğün diplomasiyle kesilmesine izin vermeyeceğini dile getirdi.
Bu açıklamalar, bölgedeki 4 binden fazla füze ve İHA saldırısının yaşandığı kriz ortamında Washington’ın stratejisinin “topyekün bastırma” olduğunu bir kez daha teyit etti. Trump, operasyonların zamanlamasına dair kontrolün tamamen kendisinde olduğunu belirterek, “Savaş hazır olduğumda bitecek” ifadesiyle müttefiklerine ve rakiplerine mesaj gönderdi. Ankara-BHA kaynaklı verilere göre, Trump’ın bu çıkışı özellikle Körfez hattındaki güvenlik dengelerini yeniden şekillendirecek nitelikte görünüyor.
Trump’a yöneltilen en kritik sorulardan biri de İsrail yönetiminin bu sert tutuma ne kadar destek verdiği oldu. Başkan Trump, İsrail Başbakanı ve hükümetiyle olan ilişkilerinin “hiç olmadığı kadar iyi” olduğunu savundu. İki ülkenin de nihai hedefinin bölgede mutlak bir zafer olduğunu söyleyen Trump, “Sanırım onlar da benimle aynı fikirde. İkimiz de benzer şeyler istiyoruz ve işte bunu elde ettik” diyerek sahadaki mevcut durumu bir kazanç olarak tanımladı.
Bu “zafer” vurgusu, bölgedeki Amerikan ve İsrail çıkarlarının tek bir potada eridiğini gösteriyor. İran üzerinde kurulan maksimum baskı politikasının, sahada somut sonuçlar verdiği ve bu sonuçların bir ateşkesle “sulandırılmak” istenmediği anlaşılıyor. Analistler, Trump’ın bu yaklaşımının bölgedeki Arap müttefikleri üzerinde de ciddi bir baskı oluşturabileceğine dikkat çekiyor.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Başkan Trump, açıklamalarının devamında bölgenin en stratejik noktası olan Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik risklerine de değindi. ABD’nin bölgede tek başına güvenlik bekçiliği yapmasından duyduğu rahatsızlığı gizlemeyen Trump, bölgedeki petrol akışından en çok faydalanan ülkelerin sürece dahil olması gerektiğini savundu. Özellikle Çin ve Japonya gibi dev ekonomilerin Hürmüz Boğazı’nda “çok fazla yardıma” ihtiyaç duyulan bu dönemde aktif rol almasının olumlu olacağını vurguladı.
Trump’ın bu çağrısı, “Önce Amerika” (America First) politikasının bir yansıması olarak değerlendiriliyor. ABD’nin bölgeyi Avrupa ve Asya ülkeleri kadar yoğun kullanmadığını hatırlatan Başkan, sorumluluğun paylaşılması gerektiğini ifade etti. Bu durum, bölgedeki deniz güvenliği operasyonlarında yeni bir uluslararası katılımın kapısını aralayabilir.
Başkan Trump’ın Beyaz Saray önündeki açıklamalarında hedefinde sadece hasımları değil, en yakın müttefikleri de vardı. İngiltere’nin, İran füze rampalarına yönelik operasyonlarda kendi askeri üslerini ABD kullanımına açma kararını değerlendiren Trump, bu hamleyi “takdirle” karşılamak yerine eleştirel bir süzgeçten geçirdi. İngiltere’nin bu kararını “çok geç bir yanıt” olarak nitelendiren Trump, müttefikinin hızı konusunda hayal kırıklığına uğradığını gizlemedi.
“İngiltere’nin bu tavrına şaşırdım, çok daha hızlı hareket etmeleri gerekirdi,” diyen Trump, kriz anlarında bürokratik veya siyasi çekincelerin operasyonel başarıyı gölgelememesi gerektiğini savundu. Bu çıkış, Washington’ın müttefiklerinden sadece “onay” değil, “koşulsuz ve süratli destek” beklediğinin en somut göstergesi oldu. Trump’ın bu sert üslubu, Londra ve Washington arasındaki geleneksel diplomasi dilinin yerini daha direkt ve talepkar bir tona bıraktığını kanıtlıyor.
Trump’ın Hürmüz Boğazı konusundaki çıkışı, küresel enerji jeopolitiğinde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. ABD’nin enerji bağımsızlığını ilan ettiği bir dönemde, Körfez’deki petrol akışının güvenliğini tek başına üstlenmek istemeyen Trump, sorumluluğu Asya devlerine devretme niyetini açıkça belli etti. İran tarafından gelebilecek olası bir abluka veya saldırı riskine karşı, bölgeden en çok petrol ithal eden Çin ve Japonya gibi ülkelerin donanma güçlerini bölgeye kaydırması gerektiğini ima etti.
Bu yaklaşım, ABD’nin Orta Doğu’daki “polis” rolünden sıyrılıp, maliyeti ve riski paylaşan bir “koordinatör” rolüne geçme stratejisinin parçası olarak görülüyor. Trump, bölgenin güvenliğini sağlamanın sadece ABD’nin görevi olmadığını, bu güvenliğin en büyük faydalanıcılarının da elini taşın altına koyması gerektiğini vurgulayarak küresel müttefiklerine ve rakiplerine açık bir fatura kesti.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Başkan Trump’ın “Savaş hazır olduğumda bitecek” ifadesi, Orta Doğu’da diplomatik çözüm bekleyen çevrelerde soğuk duş etkisi yarattı. İran yönetimi üzerindeki askeri baskının bir “yok etme” aşamasına geldiğini savunan Trump, masaya oturmak için karşı tarafın tamamen etkisiz hale getirilmesini şart koşuyor. Bu durum, klasik uluslararası ilişkiler teorilerindeki “kazan-kazan” modelinin yerini, Trump dönemine damga vuran “mutlak galibiyet” modeline bıraktığını gösteriyor.
Ankara-BHA’nın bölge kaynaklarından edindiği bilgilere göre; Trump’ın bu tavrı Körfez başkentlerinde karışık duygularla karşılanıyor. Bir yandan İran tehdidinin tamamen bertaraf edilmesi arzu edilirken, diğer yandan topyekün bir yıkım operasyonunun bölge ekonomisine ve sosyal yapısına vereceği zarardan endişe ediliyor. Ancak Trump, İsrail ile kurduğu güçlü paralelliği hatırlatarak, bölgedeki temel aktörlerin “zafer” hedefinde birleştiğini iddia etmeye devam ediyor.
| Ülke | Trump’ın Beklentisi | Mevcut Rolü |
| İngiltere | Daha Hızlı Askeri Destek | Lojistik ve Üs Desteği |
| Çin | Deniz Güvenliğine Katılım | Ekonomik Faydalanıcı |
| Japonya | Finansal ve Operasyonel Destek | Enerji Alıcısı |
| İsrail | Tam Stratejik Uyum | Operasyonel Ortak |
Yukarıdaki tablo, Trump yönetiminin bölgedeki aktörlerden beklentilerini ve mevcut ilişkilerin niteliğini özetlemektedir. İran krizinde kartların yeniden karıldığı bu dönemde, Washington’ın tek taraflı ve sert tutumu sahadaki gerçekliği belirleyen ana unsur olmaya devam edecek.
Trump’ın ateşkesi reddeden ve “yok etme” vurgusu yapan açıklamaları, Orta Doğu’da yeni bir dönemin kapılarını açtı. Diplomasi kanallarının tamamen tıkandığı, askeri gücün ise tek çözüm aracı olarak sunulduğu bu atmosferde, 2026 yılının bahar ayları bölge için en sıcak dönemlerden biri olmaya aday. Trump, “hazır olduğunda” bitireceği bu savaşın sınırlarını ve süresini bizzat belirleyeceğini dünyaya ilan ederken, gözler şimdi İran kanadından ve diğer küresel güçlerden gelecek tepkilere çevrilmiş durumda.
Kaynak: BHA