Tekirdağ’da Çekiç Sesleriyle Geçen 45 Yıl

Tekirdağ Süleymanpaşa’da 6 metrekarelik dükkanında zamana direnen İsmail Usta’nın 45 yıllık serüveni… Kaybolan çıraklık, tüketim çılgınlığı ve dokunaklı bir esnaf hikayesi.

Tekirdağ’da Çekiç Sesleriyle Geçen 45 Yıl
⚡️ Haberi Özetle:
Yayınlama: 17.01.2026
A+
A-

Tekirdağ’ın Süleymanpaşa ilçesinde, modern binaların gölgesinde kalmış, tabelası güneşten solmuş küçücük bir dükkan… Kapısından içeri girdiğinizde sizi önce yoğun bir bali ve deri kokusu, sonra da hiç susmayan ritmik bir çekiç sesi karşılıyor. Burası, 68 yaşındaki İsmail Güngör’ün, nam-ı diğer “İsmail Usta”nın 45 yıldır her sabah “Bismillah” diyerek kepengini açtığı ekmek teknesi. O, sadece yırtılan ayakkabıları değil, aslında yok olmaya yüz tutmuş bir kültürü, “tamir etme” ahlakını da onarmaya çalışıyor. TrakyaLife ekibi olarak, bir meslek erbabının nasırlı ellerindeki hayat hikayesine tanıklık ettik.

Yarım Asra Yakın Emek: İsmail Usta, 13 yaşında çırak olarak girdiği dükkanda tam 45 yıldır ustalık yapıyor.

Çırak Krizi: “En son çırağım 12 yıl önce işi bıraktı, o günden beri yalnızım” diyen İsmail Usta, mesleğin geleceğinden endişeli.

Kullan-At Kültürü: Eskiden ayakkabılar 10 yıl giyilir, 5 kere tamir edilirdi; şimdi ise gençler yırtılanı çöpe atıyor.

Sabahın İlk Işıkları ve Eskimeyen Rutin

İsmail Usta için gün, Tekirdağ’ın o meşhur rüzgarı henüz sokakları terk etmeden başlıyor. Sabahın yedisinde, çarşı esnafı daha uykusundayken o, 6 metrekarelik dükkanının önünü süpürüyor. “Dükkanın bereketi sabahın seherindedir evlat” diyor gülümseyerek. Çay ocağından gelen ilk bardak çayını yudumlarken, gözü tezgahın üzerinde bekleyen, kimisi topuğu kırılmış, kimisi tabanı açılmış ayakkabı yığınlarına takılıyor. Her bir ayakkabı, aslında bir insan hikayesi demek onun için.

“Bak şu çizmeler,” diyor eline aldığı tozlu, siyah bir çift deri çizmeyi göstererek. “Bunlar bir çiftçinin. Tarlada çamur yemiş, yağmur yemiş ama sahibini hiç yarı yolda bırakmamış. Şimdi sahibi de onu bırakmıyor, getirip bana emanet ediyor. ‘Usta, bunları adam et, daha gidecek yolumuz var’ diyor. İşte benim işim bu; sadece deriyi değil, anıları da yaşatmak.” İsmail Usta, eski tip örsünün başına geçip, yılların alışkanlığıyla ağzına birkaç tane çivi alıyor ve o tanıdık ritim başlıyor: Tak, tak, tak… Bu ses, çarşının kalp atışı gibi; durursa sanki hayat da duracakmış gibi hissettiriyor.

Yılların emeğiyle nasırlaşmış bir ayakkabı ustasının elleri ve tamir ettiği deri ayakkabı detayı.

“Bizim Zamanımızda Ayakkabı Bir Servetti”

Tezgahının üzerindeki “biz” (delme aleti), iğneler, iplikler ve çeşit çeşit boyalar… Hepsi onun vücudunun bir parçası gibi olmuş. Sohbetimiz derinleştikçe, İsmail Usta’nın gözleri uzaklara dalıyor. Mesleğe başladığı 1970’li yılları anlatırken sesi titriyor. O zamanlar ayakkabının kıymetli olduğunu, insanların bir çift ayakkabıyı bayramdan bayrama alabildiğini ve bu yüzden gözleri gibi baktıklarını anlatıyor.

“Şimdiki nesil çok şanslı ama bir o kadar da şanssız,” diyor İsmail Usta ve ekliyor: “Eskiden bir ayakkabı söküldüğünde utanırdık, hemen tamire koşardık. Yama yaptırmak ayıp değildi, tasarruftu, malına kıymet vermekti. Şimdi bakıyorum, gencecik çocuklar altı biraz açılmış spor ayakkabıyı çöp konteynerine atıp yenisini alıyor. ‘Oğlum getirin dikeyim, taş gibi olur’ diyorum, ‘Aman usta, modası geçti zaten’ diyorlar. Biz eşyayı tamir ederek severdik, şimdikiler yenisini alarak seviyor. Eşyaya vefası olmayanın, insana vefası olur mu?” Bu sözler, aslında dükkanın içindeki deri kokusuna karışan o derin hüznün de özeti gibi.

[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]

  • Lostra Nedir? Ayakkabı boyama ve tamir işlerinin yapıldığı yerlere verilen isimdir. İtalyanca “lustra” (parlatma) kelimesinden dilimize geçmiştir.
  • Ahilik Geleneği: Esnaflık sadece ticaret değildir. Ahilikte “Pabucunu dama atmak” deyimi, işini kötü yapan esnafın pabucunun dama atılarak meslekten men edilmesini anlatır. İsmail Usta gibi zanaatkarlar, bu dürüstlük geleneğinin son temsilcileridir.

“Arkamdan Gelecek Kimse Yok”: Çıraklık Tarihe Karışıyor

İsmail Usta’nın dükkanındaki en hüzünlü detay, hemen sol tarafında duran, üzeri tozlanmış ve uzun süredir kimsenin oturmadığı o küçük tabure. “Oraya en son 12 yıl önce bir hevesle gelen bir delikanlı oturdu,” diyor Usta, göz ucuyla boş tabureye bakarak. “İki hafta dayandı. ‘Usta ellerim kirleniyor, ben telefoncu dükkanında çalışacağım’ deyip gitti. O gün bugündür yalnızım.”

Usta-çırak ilişkisinin bitişini ve çırak bulunamamasını simgeleyen atölyedeki boş tabure.

Ahilik geleneğinin en önemli taşıyıcısı olan “usta-çırak” ilişkisi, ne yazık ki modern zamanların eğitim sistemine ve değişen iş algısına yenik düşmüş durumda. İsmail Usta, mesleğin inceliklerini, derinin dilinden anlamayı, bir çekicin nasıl tutulacağını öğretecek kimseyi bulamamanın ızdırabını yaşıyor. “Bu meslek kitapla, okulla öğrenilmez; izleyerek, ustanın eline bakarak, o tozu yutarak öğrenilir,” diyor. Gençlerin artık “masa başı” iş istediklerini, ellerini kirletmekten korktuklarını ve sabır gerektiren zanaatlara burun kıvırdıklarını anlatırken sesi sitemkar değil, daha çok endişeli çıkıyor. Çünkü o tabure boş kaldığı sürece, kendisi kepengi indirdiğinde Tekirdağ’da bu işi yapacak bir el daha eksilmiş olacak. “Bizler son kaleyiz,” diyor İsmail Usta, “Bizden sonrası tufan. Belki 10 sene sonra ayakkabınızı tamir ettirecek birini bulmak için İstanbul’a gitmek zorunda kalacaksınız.”

Küçük Dükkanda Büyük Hayat Dersleri

Süleymanpaşa’nın bu tarihi çarşısında hayat, AVM’lerdeki gibi hızlı akmıyor. İsmail Usta’nın dükkanı, sadece ayakkabıların tamir edildiği bir yer değil; aynı zamanda bir nevi “dertleşme durağı”. Gün içinde uğrayan esnaf komşular, tamir için gelen yaşlı teyzeler, hepsi o küçük dükkanda bir bardak çay eşliğinde soluklanıyor. İsmail Usta, elindeki çekici bırakmadan, bir yandan işini yapıyor, bir yandan da müşterisinin halini hatırını soruyor.

“Bazen adam ayakkabısını bahane eder gelir, asıl derdi iki çift laf etmektir,” diyor tebessümle. “Burada siyaset de konuşulur, geçim derdi de, eski bayramlar da… Ben burada sadece ayakkabı tabanı yapıştırmıyorum, insanların gönlünü de tamir ediyorum elimden geldiğince.” Bu samimiyet, dijitalleşen dünyanın unuttuğu o “mahalle esnafı” sıcaklığının ta kendisi. Müşteri ile esnaf arasındaki ilişkinin sadece para alışverişinden ibaret olmadığını, bir güven ve dostluk bağı olduğunu İsmail Usta’nın her hareketinde görmek mümkün. 5 liralık bir sökük dikimi için “Borcun olsun, sonra verirsin” diyebilen, parası çıkışmayandan ücret almayan bu gönül zenginliği, 6 metrekarelik dükkanı saraydan daha değerli kılıyor.

“Allah Bereket Versin Demeyi Unuttuk”

Ekonomik şartların zorluğu, artan malzeme fiyatları, kira giderleri… Elbette İsmail Usta da bu zorluklardan nasibini alıyor. Kullandığı ithal yapıştırıcıların fiyatının son bir yılda üç katına çıktığını, kösele fiyatlarının el yaktığını anlatıyor. Ancak o, şikayet etmek yerine şükretmeyi seçenlerden. “Çok kazanmıyoruz belki ama akşam eve giderken başımız dik, vicdanımız rahat,” diyor.

Bu mütevazı dükkandan kazandığı parayla üç çocuk büyütüp okuttuğunu, hepsini meslek sahibi yaptığını gururla anlatıyor. Onun için zenginlik, banka hesabındaki rakamlar değil; akşam eve götürdüğü helal ekmek ve müşterisinin “Allah razı olsun usta, ayakkabı yeni gibi oldu” demesidir. “Bizim nesil ‘Allah bereket versin’ demeyi bilirdi. Şimdikiler ‘Daha çok, daha çok’ diyor ama o bereket bir türlü gelmiyor,” diyerek modern insanın doyumsuzluğuna da ince bir gönderme yapıyor. Bu esnaf hikayesi, aslında kanaatkar olmanın, azla yetinip mutlu olabilmenin canlı bir dersi gibi.

Tekirdağ Süleymanpaşa'da nostaljik bir atmosfer sunan eski bir ayakkabı tamir dükkanının dış görünüşü.

Akşam Güneşi ve Yorgun Eller

Saatler akşamın beşini gösterdiğinde, çarşıdaki hareketlilik yavaş yavaş azalmaya başlıyor. İsmail Usta, gün boyu yüzlerce kez salladığı çekicini tezgahın kenarına bırakıyor. Elleri simsiyah boya ve yapıştırıcı lekesi olmuş, parmakları nasırlaşmış. Ama o ellerde, emeğin en saf hali var. Tezgahın üzerindeki talaşları süpürürken, radyosunda çalan eski bir Türk Sanat Müziği şarkısına eşlik ediyor.

Gün boyu tamir ettiği, hayata döndürdüğü ayakkabıları poşetleyip rafa dizerken yüzünde tatlı bir yorgunluk var. “Bugün de akşamı ettik şükür,” diyor. Kepenkleri indirirken çıkardığı o metalik ses, bir devrin daha kapanışını simgeliyor sanki. İsmail Usta, Tekirdağ sokaklarında evine doğru yürürken, arkasında sadece kapalı bir dükkan değil, direnen bir kültürü, inatçı bir umudu ve 45 yıllık bir emeği bırakıyor.

TrakyaLife olarak, şehrimizin yaşayan hafızası olan bu değerli ustalarımızın kıymetini onlar hayattayken bilmemiz gerektiğini hatırlatıyor; İsmail Usta’ya ve onun nezdinde tüm zanaatkarlarımıza sağlıklı ömürler diliyoruz. Unutmayalım ki; bir şehir, binalarıyla değil, içindeki o güzel insanlarla yaşar.

Trakya Life’ın İmtiyaz Sahibi Pınar Arda, platformun yayın politikasını ve kurumsal stratejilerini yönetiyor. Bölgenin dijital medyadaki sesi olmayı hedefleyen Trakya Life’ta, doğru ve ilkeli haberciliğin sürdürülebilirliği üzerine çalışıyor.
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.