CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul’daki konferansta kayyım atamalarına ve Kent Uzlaşısı soruşturmaları sürecine sert tepki gösterdi. Özel, Bahçeli’nin tepkisine rağmen süren yargı baskısını “Türkiye’nin barışına darbe” olarak niteledi.

Türkiye siyasetinin en sıcak gündem maddelerinden biri olan demokrasi ve hukuk tartışmaları, İstanbul’da düzenlenen tarihi bir buluşma ile yeniden masaya yatırıldı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Kongre Merkezi’nin ev sahipliği yaptığı Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı’nda kürsüye çıkarak, hem ülke gündemini sarsan kayyım atamalarına hem de siyasi iş birliklerine yönelik sert ve net mesajlar verdi. Özel’in konuşması, sadece mevcut durumun bir analizi değil, aynı zamanda geleceğe dair bir manifesto niteliği taşıyordu.
Ortak Gelecek: Özgür Özel, konferansı “Ortak Gelecek Buluşmaları” serisinin bir başlangıcı ve çoklu krizlere karşı bir çıkış yolu olarak nitelendirdi.
Tarihi Sorumluluk: Kürt meselesinin çözümünde tarihin doğru yerinde durduklarını belirten Özel, toplumun barış ve demokrasi talebini yineledi.
Yargı Darbesi: CHP lideri, devam eden Kent Uzlaşısı soruşturmaları sürecini Türkiye’nin toplumsal barışına vurulmuş açık bir darbe olarak tanımladı.
İstanbul Kongre Merkezi, farklı siyasi görüşlerin, kimliklerin ve yaşam tarzlarının bir araya geldiği kritik bir zirveye tanıklık etti. Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı’nın kapanış oturumunda konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bu toplantının tek seferlik bir etkinlik olmadığını, aksine uzun soluklu bir yolculuğun ilk adımı olduğunu vurguladı. Özel, başlatılan bu süreci “Ortak Gelecek Buluşmaları” adı altında kurumsallaştıracaklarını ifade ederek, Türkiye’nin içinde bulunduğu darboğazdan ancak bu vizyonla çıkabileceğini belirtti.
Özel’in çizdiği tabloya göre, sadece Türkiye değil, tüm bölge ve dünya eş zamanlı olarak “çoklu krizler” sarmalının içinden geçiyor. Ekonomik istikrarsızlıktan toplumsal kutuplaşmaya, hukuk güvenliğinden dış politika açmazlarına kadar uzanan bu sorun yumağının çözümü, ayrışmada değil, birleşmede yatıyor. Salonun atmosferine dikkat çeken CHP lideri, “Bu salon çoklu kimlikleri, siyasi aidiyetleri, hayat görüşlerini ve yaşam tarzlarını birleştiriyor” diyerek, ihtiyaç duyulan toplumsal mutabakatın fotoğrafını çekti. Geçmişin ortak olduğu bilincinden hareketle, geleceğin de ortak bir kader birliği içinde inşa edilmesi gerektiği tezi, konuşmanın omurgasını oluşturdu.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Konuşmanın en duygusal ve siyaseten en ağırlıklı bölümlerinden biri, Türkiye’nin on yıllardır süregelen kanayan yarası Kürt meselesine ayrıldı. Özgür Özel, partisinin bu konudaki duruşunu “tarihin doğru yerinde durmak” olarak özetledi. Meseleyi günlük siyasi polemiklerin ötesinde, kuşaklar boyu aktarılan “ağır bir toplumsal yük” olarak tanımlayan Özel, bu yükün artık taşınamaz hale geldiğini ve toplumun ferahlama arzusunda olduğunu dile getirdi.
Halkın beklentisinin net olduğunu vurgulayan Özel, “Milletimiz, terörün bitmesini, barışın inşasını ve demokrasinin ayağa kalkmasını istiyor” ifadelerini kullandı. Bu söylem, güvenlikçi politikalarla demokratik açılımlar arasına sıkışmış olan çözüm tartışmalarına, CHP’nin barış ve demokrasi eksenli bir perspektiften baktığını gösteriyor. Özel’e göre, bu sorun sadece belli bir kesimin değil, tüm Türkiye’nin ortak meselesi ve çözümü de ancak 85 milyonun ortak iradesiyle mümkün olabilir.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in konuşmasındaki en sert eleştiriler, son dönemde yerel yönetimler üzerinde artan yargı baskısına ve kayyım uygulamalarına yönelikti. Özel, siyasetin doğal akışı içinde gerçekleşen iş birliklerinin, yargı dosyalarına birer “suç unsuru” olarak girmesine tepki gösterdi. Özellikle İstanbul başta olmak üzere Türkiye genelinde seçilmiş belediye başkanlarına ve meclis üyelerine yönelik başlatılan Kent Uzlaşısı soruşturmaları, CHP liderine göre hukukun siyasallaşmasının en bariz örneğini teşkil ediyor.
Rakamlarla durumu özetleyen Özel, tablonun vahametini gözler önüne serdi. İstanbul’da CHP’li iki belediyeye bu soruşturmalar gerekçe gösterilerek kayyım atandığını hatırlatan Özel, Türkiye genelindeki manzaranın daha da geniş olduğunu belirtti. DEM Parti’nin 10 belediyesiyle birlikte toplamda 13 belediyenin şu anda kayyım yönetimi altında olduğunu vurgulayan Özel, bu durumu seçmen iradesine vurulmuş bir kilit olarak yorumladı. Özel’in ifadelerine göre, hazırlanan iddianamelerde ve yürütülen soruşturmalarda, Kürt kökenli vatandaşların belediye meclislerine girmesi, siyaset yapması ve yerel yönetimlerde söz sahibi olması adeta bir “suç” gibi tarif ediliyor. Bu yaklaşım, sadece o kişileri değil, onlara oy veren milyonlarca yurttaşı da potansiyel suçlu konumuna itiyor.
Özgür Özel, soruşturmaların merkezine oturtulan “Kent Uzlaşısı” kavramına da açıklık getirdi. İktidar kanadının ve yargı organlarının kriminalize etmeye çalıştığı bu olgunun, aslında demokratik siyasetin en doğal parçası olan bir “seçim iş birliği” olduğunu savundu. “Türkiye İttifakı” vizyonu çerçevesinde; beldelerde, ilçelerde ve illerde demokratik güçlerin, halkın talepleri doğrultusunda bir araya gelmesinin suç sayılamayacağını belirten Özel, yapılanın meşru bir siyasi strateji olduğunun altını çizdi.
Özel’e göre, demokrasilerde partiler arası diyalog ve tabanda kurulan ittifaklar, sistemin işleyişini güçlendirir. Ancak bugün gelinen noktada, demokratların yan yana gelmesi, ortak adaylarda buluşması veya meclis üyeliklerinde iş birliği yapması, terörle iltisaklı bir eylemmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. CHP lideri, bu algı operasyonunu kesin bir dille reddederken, asıl amacın muhalefeti bölmek ve sindirmek olduğunu ima etti.
Konuşmanın en dikkat çekici anlarından biri, Özgür Özel’in Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye atıfta bulunduğu bölümdü. Siyaset sahnesinde nadir görülen bir durum tespitinde bulunan Özel, yürütülen soruşturmaların absürtlüğünü anlatmak için Bahçeli’nin tavrını örnek gösterdi. Özel, Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli’nin dahi bu soruşturmalara ve kayyım atamalarına yönelik zaman zaman açık tepkiler verdiğini veya mesafeli durduğunu hatırlatarak, devlet içindeki “inatlaşmaya” dikkat çekti.
“Bu inatlaşmayı herkes iyi okumalıdır” diyen Özel, yargı içindeki bazı odakların veya siyasi karar alıcıların, iktidar bloğunun kendi içindeki dengeleri bile zorlayan bir tutum sergilediğini işaret etti. Eğer en milliyetçi kanadı temsil eden bir lider bile sürecin işleyişine dair şerh düşüyorsa veya tepki gösteriyorsa, yürütülen Kent Uzlaşısı soruşturmaları ve operasyonlarının hukuki temelinin ne kadar zayıf olduğu, siyasi saiklerin ne kadar ön planda olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor. Özel’in bu tespiti, Ankara kulislerinde de uzun süre tartışılacak bir “devlet krizi” iması olarak kayıtlara geçti.
Özgür Özel, konuşmasını tamamlarken partisinin duruşunu netleştiren tarihi bir çağrıda bulundu. Yaşanan tüm hukuksuzluklara, “19 Mart darbesi” olarak nitelendirdiği müdahalelere ve tarihe bir utanç vesikası olarak geçeceğini savunduğu soruşturmalara rağmen, Cumhuriyet Halk Partisi’nin rotasının değişmeyeceğini ilan etti. Bu rota, kayıtsız şartsız “barışın yanı” olarak belirlendi.
CHP lideri, baskıların, görevden almaların ve yargısal tacizlerin kendilerini demokratik zeminden koparamayacağını, aksine barışı ve demokrasiyi savunma konusundaki kararlılıklarını perçinlediğini vurguladı. Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı’ndan çıkan bu sonuç bildirgesi niteliğindeki sözler, önümüzdeki dönemde muhalefetin, kayyım politikalarına ve siyasi yasaklara karşı daha birleşik ve daha dirençli bir hat öreceğinin sinyali olarak yorumlandı.
Kaynak: Hibya Haber Ajansı