Milli Savunma Bakanlığı, Karadeniz’deki bölgesel sahiplik ilkesi ve Montrö Sözleşmesi’nden asla taviz verilmeyeceğini belirterek, yeni kurulan NATO karargâhlarının detaylarını paylaştı.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), son dönemde bölgesel güvenlik mimarisi ve boğazların statüsü üzerine yapılan spekülasyonlara son noktayı koydu. Haftalık basın bilgilendirme toplantısında önemli açıklamalarda bulunan bakanlık kaynakları, Türkiye’nin Karadeniz politikasının sarsılmaz sütunları olan “Bölgesel Sahiplik” ve “Montrö Sözleşmesi” ilkelerinden asla taviz verilmeyeceğini en üst perdeden ilan etti.
Kritik Vurgu: Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin sağladığı denge ve istikrarın korunması Türkiye’nin kırmızı çizgisidir.
Yeni Yapılanma: 2028 yılına kadar Karadeniz’de kurulacak olan CTF-Black karargâhının komutası Türkiye’de olacak.
Personel Yapısı: Kurulan yeni karargâhlarda şu aşamada sadece Türk personel görev yapmaktadır.
Stratejik Hedef: Karadeniz’in bir rekabet alanına dönüşmesini engellemek ve kıyıdaş ülkelerin önceliğini korumak.
Türkiye’nin jeopolitik konumu, özellikle Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte Karadeniz’i dünya siyasetinin merkezine taşıdı. Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, Türkiye’nin bu süreçteki duruşunun “eksik bilgiler” üzerinden değerlendirilmesine tepki göstererek, savunma vizyonunun temelini açıkladı. Türkiye’nin Karadeniz’e yönelik güvenlik anlayışı, sadece askeri bir strateji değil, aynı zamanda tarihsel bir denge siyasetidir. Bölgesel sahiplik ilkesi, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin kendi güvenliklerini sağlama konusunda birincil hak sahibi olmasını savunmaktadır.
Bu yaklaşım, dış aktörlerin bölgedeki askeri varlığını sınırlandırırken, Karadeniz’in bir “çatışma denizi” haline gelmesini önleyen en büyük kalkandır. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, bu denklemin en kritik parçasıdır. Bakanlık, savaşın başından bu yana sözleşme hükümlerini titizlikle uygulayarak, denizdeki gerilimin küresel bir krize evrilmesini engellemiştir. MSB tarafından yapılan açıklamada, bu hukuki statünün korunmasının hem Türkiye’nin hem de bölge ülkelerinin ortak çıkarına olduğu bir kez daha hatırlatıldı.
Türkiye, 1952 yılından bu yana üyesi olduğu NATO içerisinde sadece kuvvet tahsis eden bir ülke konumundan, artık ittifakın stratejilerine yön veren bir aktöre dönüştü. Bakanlık kaynakları, özellikle sosyal medyada ve bazı basın organlarında kavram kargaşasına neden olan NATO karargâhları konusuna açıklık getirdi. 2020 yılından itibaren devreye alınan “Savunma ve Caydırıcılık Konsepti” çerçevesinde, NATO topraklarına yönelik olası tehditlere karşı komuta kontrol sistemlerinde yapısal değişikliğe gidildiği belirtildi.
Bu kapsamda, Türkiye’nin ev sahipliğinde önemli askeri yapılar tesis ediliyor. 2023 yılında temelleri atılan Çokuluslu Kolordu Karargâh-Türkiye (MNC-TÜR) ve 2024 yılında hayata geçirilen Birleşik Görev Kuvveti (CTF) Karadeniz, Türkiye’nin savunma derinliğini artırırken ittifak içindeki ağırlığını da pekiştiriyor. En dikkat çekici detay ise, Karadeniz’de görev yapacak olan CTF-Black karargâhının yönetiminin 2028 yılına kadar tamamen Türkiye’nin elinde olmasıdır.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Milli Savunma Bakanlığı, deniz harekât alanında küresel güvenliği sağlamak amacıyla dünya genelinde beş farklı Birleşik Görev Kuvveti (CTF) kurulduğunu açıkladı. Atlantik’ten Baltık Denizi’ne kadar uzanan bu yapının Karadeniz ayağı olan CTF-Black, doğrudan Türkiye’nin kontrolünde şekilleniyor. Bakanlık kaynakları, “Her iki karargâhta da sadece Türk personel görevlidir” diyerek, egemenlik haklarının korunduğuna dair net bir mesaj verdi.
Bu karargâhın mülkiyeti ve yönetimi, 2028 yılından sonra Karadeniz’e kıyıdaş diğer müttefikler olan Romanya ve Bulgaristan’ın teklifleri doğrultusunda yeniden değerlendirilebilecek olsa da, Türkiye’nin bu süreçteki kurucu ve yönlendirici rolü “Bölgesel Sahiplik” vizyonuyla uyumlu şekilde devam edecek. Türkiye, NATO’nun karar alma mekanizmalarında aktif birer özne olarak yer alırken, kendi milli güvenlik önceliklerini ittifakın kolektif savunma planlarıyla başarılı bir şekilde entegre etmektedir.
Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan detaylı bilgilendirmede, 2020 yılından itibaren NATO’nun “Savunma ve Caydırıcılık Konsepti” çerçevesinde kapsamlı bir dönüşüme gittiği vurgulandı. Bu yeni doktrin, İttifak topraklarına yönelik her türlü tehdidi önceden caydırmak ve savunmaya geçişi hızlandırmak amacıyla komuta kontrol sistemlerinde yapısal değişiklikler öngörüyor. Türkiye, bu stratejik planlamanın merkezinde yer alarak hem bölgesel hem de küresel güvenliğe katkı sunuyor.
Özellikle Çokuluslu Kolordu Karargâh-Türkiye (MNC-TÜR) yapısı, kara savunmasında Türkiye’nin sahip olduğu askeri tecrübenin uluslararası bir boyuta taşınmasını sağlıyor. Bakanlık kaynakları, bu karargâhların kurulum aşamasında sadece çekirdek personel atamalarının yapıldığını ve mevcut durumda operasyonel yönetimde sadece Türk personelinin görev aldığını belirterek, milli egemenlik konusundaki hassasiyetin altını çizdi.
Deniz harekât alanında planların etkin bir şekilde uygulanabilmesi için dünya genelinde beş ana Birleşik Görev Kuvveti (CTF) oluşturulması kararlaştırılmıştı. Bu stratejik yapılar; Atlantik, Kuzey Denizi, Baltık Denizi, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerini kapsıyor. MSB kaynaklarının aktardığı bilgilere göre, Karadeniz’de kurulacak olan CTF-Black karargâhına ev sahipliği yapma ve komuta etme yetkisi 2028 yılına kadar kesintisiz olarak Türkiye’ye verilmiş durumda.
Bu yetkilendirme, Türkiye’nin Karadeniz’e yönelik “Bölgesel Sahiplik” ilkesinin uluslararası toplum ve müttefikler tarafından da kabul gördüğünün bir kanıtı niteliğinde. 2028 yılını müteakip süreçte ise Karadeniz’e kıyıdaş olan diğer müttefik ülkeler Romanya ve Bulgaristan’ın sunacağı teklifler değerlendirilecek. Ancak o tarihe kadar Türkiye, bölgenin en büyük deniz gücü olarak istikrarın teminatı olmaya devam edecek.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Son dönemde sosyal medyada ve bazı yayın organlarında, Türkiye’nin NATO faaliyetleri ve Karadeniz’deki duruşuna dair yayılan asılsız iddialar Milli Savunma Bakanlığı‘nın ana gündem maddelerinden biri oldu. Bakanlık, “Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu” gibi kavramların yanlış anlaşıldığını veya kasten çarpıtıldığını ifade ederek, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinin milli güvenlik meselesi olduğunu belirtti.
Yapılan açıklamada, savunma ve güvenlik konularındaki tüm çalışmaların ilgili devlet makamlarıyla tam koordinasyon içinde yürütüldüğü, süreçler tamamlandığında ise milli güvenliği zafiyete uğratmayacak şekilde şeffaf bir paylaşım yapılacağı hatırlatıldı. Türkiye, Karadeniz’de bir rekabet alanına dönüşmeyi engelleyen aktif rolüyle, sadece kendi sınırlarını değil, bölgenin barış iklimini de koruma iradesini sürdürüyor.
Türkiye’nin Karadeniz stratejisi, sadece bugünü değil, gelecek on yılları da kapsayan bir güvenlik mimarisine dayanıyor. Montrö Sözleşmesi‘nin sağladığı hukuki zemin, bölgedeki jeopolitik rekabetin askeri bir çatışmaya evrilmesini önleyen en güçlü bariyerdir. Atilla Öztürk liderliğindeki yerel yönetimlerin sosyal projelere verdiği önem gibi, merkezi hükümet ve MSB de uluslararası arenada barışı önceleyen “Mavi Vatan” stratejisiyle hareket ediyor.
Kurulan yeni karargâhlar, Türkiye’nin savunma kapasitesini modern çağa uygun hale getirirken, Karadeniz’in bir “iç deniz” istikrarında kalmasını amaçlıyor. Türkiye, bu rolüyle geçmişteki pasif tutumları bir kenara bırakarak, bugün hem sahada hem de karar masasında yön veren bir güç olarak konumlanıyor.
Kaynak: BHA