Avrupa’nın en büyük sinagogu Edirne’de! 1905 yangınından 2015 restorasyonuna; Abdülhamit’in fermanı, mimar Depré ve hüzünlü tarihiyle Edirne Büyük Sinagogu dosyamız.

Edirne… Üç nehrin (Meriç, Arda, Tunca) bereketle suladığı, üç semavi dinin (İslam, Hristiyanlık, Musevilik) yüzyıllarca koyun koyuna yaşadığı kadim başkent. Mimar Sinan’ın “Ustalık Eserim” dediği Selimiye’nin gölgesinde, en az onun kadar heybetli, en az onun kadar hüzünlü ve bir o kadar gururlu bir başka şaheser daha yükselir: Edirne Büyük Sinagogu, ya da orijinal adıyla Kal Kadoş Ha Gadol.
Bu dosya haberimizde; 1905 yılındaki büyük yangından Sultan Abdülhamit’in fermanına, Balkan Savaşları’ndaki top seslerinden 1997’de karlar altında kalan yıkıntıya ve nihayetinde 2015’teki muhteşem dirilişe uzanan bir tarih yolculuğuna çıkıyoruz.
Edirne’deki Musevi cemaatinin tarihi Roma dönemine kadar uzansa da, Büyük Sinagog’un hikayesi büyük bir trajediyle başlar. Ağustos 1905. Edirne, tarihinin gördüğü en korkunç felaketlerden biriyle, “Harik-i Kebir” (Büyük Yangın) ile uyanır.
Kaleiçi semtinde başlayan yangın, rüzgarın da etkisiyle ahşap evleri birer kibrit çöpü gibi yutar. Bu felaketin bilançosu çok ağırdır. Sadece evler değil, şehirde bulunan 13 ayrı sinagog tamamen yanarak kül olur. O dönemde Edirne’de yaşayan yaklaşık 20 bin kişilik Musevi cemaati, bir gecede ibadethanesiz kalır. İbadetlerini yapacak tek bir çatıları dahi kalmamıştır.
Cemaatin ileri gelenleri, çaresizlik içinde durumu İstanbul’a, Payitaht’a bildirir. Dönemin Padişahı Sultan II. Abdülhamit, imparatorluğun sadık tebaası olan Musevi cemaatinin bu mağduriyetine kayıtsız kalmaz.
Tarihler 6 Ocak 1906’yı gösterdiğinde, Yıldız Sarayı’ndan Edirne’ye tarihi bir ferman ulaşır. Sultan, yanan küçük sinagogların yerine, hepsini kapsayacak, cemaatin ihtiyaçlarına cevap verecek ve “Devlet-i Aliyye’nin şanına yakışır” büyüklükte tek ve devasa bir sinagogun inşa edilmesini emreder. Ayrıca inşaat için gerekli izinlerin verilmesi ve kolaylık sağlanması talimatını verir.
Projenin başına, dönemin ünlü Fransız mimarı France Depré getirilir. Depré, sıradan bir bina çizmek istemez. O dönem Viyana’da bulunan ve mimari bir şaheser olarak kabul edilen Leopoldstädter Tempel’i (Leopoldstädter Sinagogu) kendine model olarak seçer.
Edirne Büyük Sinagogu, Viyana’daki bu tapınağın neredeyse birebir kopyası olarak tasarlanır. (Tarihin acı bir cilvesi olarak; Viyana’daki orijinal tapınak, 1938 yılında Naziler tarafından “Kristallnacht” (Kristal Gece) olaylarında yakılıp yıkılmıştır. Bugün o mimarinin dünyadaki tek temsilcisi, bir Müslüman toprağı olan Edirne’de yaşamaya devam etmektedir).
İnşaat Süreci ve Maliyet:
Sinagogun açılışından sadece 3 yıl sonra, Balkanlar barut fıçısına döner. 1912-1913 Balkan Savaşları sırasında Edirne, Bulgarlar tarafından kuşatılır. Şehirde açlık ve sefalet kol gezerken, Büyük Sinagog’un kalın taş duvarları sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda halk için bir sığınak olur.
Efsanevi Top Mermisi: Edirne halkı arasında anlatılan bir rivayete göre; Bulgar topçularının attığı bir gülle sinagogun bahçesine düşer ancak patlamaz. Bu olay, cemaat arasında “ilahi bir koruma” olarak yorumlanır ve sinagoga olan bağlılığı daha da artırır. I. Dünya Savaşı ve ardından gelen Kurtuluş Savaşı yıllarında da sinagog, cemaatini bağrında tutmaya devam eder.
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte modern Türkiye’de varlığını sürdüren cemaat için kırılma noktası 1934 Trakya Olayları olur. Bölgede yaşanan gerginlikler ve ardından gelen İsrail Devleti’nin kuruluşu (1948), Edirne’den İstanbul’a ve yurt dışına büyük bir göç dalgası başlatır.
20.000 kişilik cemaat, yıllar içinde erir. 1960’lara gelindiğinde artık sinagogu dolduracak cemaat kalmamıştır.
Yıllarca harabe olarak bekleyen bu kültür mirası için Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM) tarihi bir sorumluluk üstlenir. 2010 yılında alınan kararla, “Edirne Büyük Sinagogu Restorasyon Projesi” başlatılır.
Bu sıradan bir tadilat değildir; iğneyle kuyu kazar gibi yapılan bir arkeolojik çalışmadır.
Peki, bu yapıyı bu kadar özel kılan mimari detaylar nelerdir?
Edirne Büyük Sinagogu, restorasyonun ardından sadece bir müze olarak kalmamış, yaşayan bir mekan haline gelmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde olan yapı, Türk Musevi Cemaati’nin de kullanımına tahsis edilmiştir.
Bu tarihi atmosferi solumak isteyenler için güncel ziyaret bilgileri şu şekildedir: