Halep’te ateşkesin çökmesiyle çatışmalar yeniden alevlendi. Suriye ordusu Şeyh Maksoud’da ilerlerken, 162 bin sivil göç etti. 10 yaşındaki bir çocuğun öldüğü çatışmalarda, yaralıları almaya giden ambulans konvoyunun geçişine izin verilmedi.

Suriye’nin kuzeyinde, yıllardır süren iç savaşın en derin yaralarını taşıyan Halep’te, barış umutları bir kez daha yerini silah seslerine ve barut kokusuna bıraktı. Bölgede sağlanan kırılgan ateşkes, taraflar arasındaki anlaşmazlıkların çözülememesi üzerine kelimenin tam anlamıyla çöktü. Stockholm merkezli haber kaynaklarından ve bölgedeki yerel yetkililerden gelen son dakika bilgileri, sahadaki gerilimin had safhaya ulaştığını doğruluyor. Suriye ordusu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDF) arasında patlak veren şiddetli çatışmalar, kentin stratejik mahallelerini yeniden savaş alanına çevirdi.
Anlaşma Çöktü: SDF güçlerinin geri çekilmeyi reddetmesi üzerine Suriye ordusu operasyon düğmesine bastı.
Devasa Göç Dalgası: Çatışmaların ortasında kalan 162 bin sivil, canlarını kurtarmak için evlerini terk etti.
Askeri İlerleme: Suriye ordusu, stratejik Şeyh Maksoud mahallesinin yüzde 55’inde kontrolü sağladığını duyurdu.
Halep’te silahların susması, ne yazık ki uzun soluklu bir huzur ortamı getirmedi. Ateşkes anlaşmasının en kritik maddelerinden biri olan güçlerin geri çekilmesi hususu, sahada karşılık bulmayınca çatışmalar kaçınılmaz hale geldi. Edinilen bilgilere göre, Suriye Demokratik Güçleri (SDF) savaşçılarının, varılan mutabakat çerçevesinde belirlenen noktalardan geri çekilmeyi reddetmesi, fitili ateşleyen ana unsur oldu. Bu ret kararı, Suriye ordusu tarafından “anlaşmanın ihlali” olarak değerlendirildi ve ordu birlikleri, Halep kırsalında ve kent merkezindeki belirli noktalarda yoğun bir taarruza geçti.
Sessizliğin bozulmasıyla birlikte şehirde yeniden yankılanan top sesleri ve sokak çatışmaları, bölge halkını bir kez daha ölüm korkusuyla yüzleşmek zorunda bıraktı. Askeri kaynaklar, operasyonun SDF unsurlarını bölgeden tamamen çıkarmak amacıyla başlatıldığını belirtirken, karşı cepheden gelen direniş çatışmaların şiddetini artırdı. Sahadaki bu inatlaşma, sadece askeri kayıplara değil, aynı zamanda sivil yaşam alanlarının da büyük zarar görmesine neden oluyor.
Çatışmaların merkez üssü, Halep’in kuzey kesiminde yer alan ve stratejik öneme sahip olan Şeyh Maksoud mahallesi oldu. Dar sokakları ve yoğun yerleşimiyle bilinen bu bölge, Suriye ordusu ile SDF güçleri arasında göğüs göğüse çarpışmalara sahne oluyor. El Cezire’ye konuşan bir Suriye askeri kaynağı, ordunun mahalle içinde önemli bir ilerleme kaydettiğini iddia etti. Yapılan açıklamaya göre, Suriye ordusu şu an itibarıyla Şeyh Maksoud mahallesinin yüzde 55’ini kontrolü altına almış durumda.
Ancak bu ilerleme, bedelsiz gerçekleşmedi. Sahadan gelen raporlar, her iki tarafın da kayıplar verdiğini doğruluyor. Ordu kaynakları, yaşanan sıcak temaslar sırasında SDF savaşçılarının en az üç Suriye askerini öldürdüğünü belirtti. Bu kayıplar, ordunun operasyonel şiddetini artırmasına neden olurken, bölgedeki tansiyonun düşmesi bir yana, daha da tırmanacağının sinyallerini veriyor. Mahallede kontrolün sağlanması adına yürütülen operasyonlar, sivil binaların arasında, keskin nişancı atışları ve havan topları eşliğinde sürüyor.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Savaşın soğuk istatistiklerinin ötesinde, Halep’te yaşananlar tam anlamıyla bir insani trajediye dönüşmüş durumda. Halep Acil Durum Şefi Muhammed el-Rajab’ın paylaştığı veriler, durumun vahametini gözler önüne seriyor. El Cezire’ye yapılan açıklamaya göre, çatışmaların en yoğun yaşandığı Aşrafiye ve Şeyh Maksoud mahallelerinden kaçan sivil sayısı korkunç boyutlara ulaştı.
Tam 162 bin kişi, evlerini, eşyalarını ve anılarını geride bırakarak çatışma bölgelerinden kaçmak zorunda kaldı. Bu devasa nüfus hareketliliği, halihazırda zor durumda olan bölgenin insani yardım kapasitesini zorluyor. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılardan oluşan binlerce aile, güvenli bir sığınak bulabilme umuduyla yollara döküldü. Ancak savaşın ortasında “güvenli bölge” kavramının ne kadar geçerli olduğu büyük bir soru işareti. İnsanlar sadece kurşunlardan değil, aynı zamanda belirsizlikten ve yokluktan da kaçıyor.
Çatışmaların şiddeti arttıkça, namluların yönü ne yazık ki sadece askeri hedeflere değil, sivil yerleşim alanlarına da dönüyor. Sahadan gelen karşılıklı suçlamalar, savaşın kirli yüzünü bir kez daha ortaya koydu. Suriye Demokratik Güçleri (SDF) tarafından yapılan açıklamada, Suriye hükümetiyle bağlantılı grupların Halep’in doğusundaki Deyr ez-Hafer bölgesini topçu ateşiyle hedef aldığı iddia edildi.
Bu bombardıman, sadece binaları yıkmakla kalmadı, henüz hayatının baharındaki bir çocuğu da hayattan kopardı. Topçu mermilerinin isabet ettiği bölgede, 10 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını kaybettiği bildirildi. Oyun oynaması gereken yaşta, savaşın acımasız gerçeğiyle tanışan ve kurban giden bu çocuk, bölgedeki trajedinin sembolü haline geldi. Ayrıca Salı günü şiddetin alevlenmesinden bu yana, sivillerin de aralarında bulunduğu en az 22 kişinin öldüğü teyit edildi. Her bir rakam, yıkılan bir hayali ve parçalanan bir aileyi temsil ediyor.
Savaşın bile bir hukuku, bir ahlakı olması beklenirken, Halep’ten gelen haberler insanlık vicdanını yaralıyor. Yaralıların tahliyesi ve acil tıbbi müdahale, çatışma bölgelerinde hayati bir haktır. Ancak Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) raporlarına göre, bu hak Halep’te askıya alınmış durumda.
Kürt Kızılayı, çatışmaların ortasında kalan yaralıları kurtarmak ve insani yardım ulaştırmak amacıyla 15 ambulans ve tam donanımlı sağlık ekiplerinden oluşan bir konvoy hazırladı. Amaç, uluslararası standartlara ve insani hukuk kurallarına uygun olarak Şeyh Maksoud ve Aşrafiye mahallelerine girip, oradaki yaralıları güvenli bölgelere tahliye etmekti. Bu “yaşam konvoyu”, umutla yola çıktı ancak bürokratik ve askeri engellere takıldı.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
SOHR’un güvenilir kaynaklarına dayandırdığı bilgiye göre, sağlık konvoyu Tabaka şehrine kadar ulaştı. Burada, Geçici Hükümet içerisindeki çeşitli taraflarla ve askeri yetkililerle temas kurularak “güvenli geçiş” izni istendi. Ancak saatler süren bekleyiş ve yapılan tüm diplomatik girişimler sonuçsuz kaldı.
İnsan hayatını kurtarmak için uzatılan el havada bırakıldı; konvoya geçiş izni verilmedi. Sağlık ekipleri, yanlarındaki tıbbi malzemeler ve boş sedyelerle birlikte, çaresizce geri dönmek zorunda kaldı. Bu durum, Şeyh Maksoud ve Aşrafiye’deki yaralıların kaderine terk edildiği anlamına geliyor. Tıbbi malzemeye erişimin kısıtlı olduğu, hastanelerin yetersiz kaldığı kuşatma altındaki bu mahallelerde, engellenen her ambulans, kurtarılamayan bir can demek.
Ateşkesin bozulması, 162 bin kişinin yerinden edilmesi, çocukların ölümü ve yardım konvoylarının engellenmesi… Tüm bu parçalar birleştiğinde, Halep için son derece karanlık bir tablo ortaya çıkıyor. Suriye ordusunun ilerleyişi ve SDF’nin direnişi sürerken, uluslararası toplumun bu yeni şiddet dalgasına vereceği tepki merak konusu.
Şehirde sıkışıp kalan siviller için zaman daralıyor. Gıda stoklarının eridiği, temiz suya erişimin zorlaştığı ve her an bir top mermisinin düşme ihtimalinin olduğu Halep’te, acil bir diplomatik müdahale olmazsa, bilanço çok daha ağırlaşabilir. Tarihi kent, bir kez daha taş taş üstünde kalmayan bir harabeye dönüşme riskiyle karşı karşıya. Gözler şimdi, silahların susması için devreye girebilecek garantör ülkelerde ve uluslararası kuruluşlarda.