Fransa’nın Marsilya kentinde 500 işçiyi sigortasız çalıştıran ve sosyal güvenlik kurumunu 4.6 milyon euro zarara uğratan Türk kökenli inşaat patronuna 3 yıl hapis ve ömür boyu şirket yönetme yasağı verildi.

Fransa’nın güneyinde, inşaat sektörünün merkez üslerinden biri olan Marsilya’da, yıllardır süregelen devasa bir kayıt dışı istihdam ağı gün yüzüne çıkarıldı. Yaklaşık 500 işçiyi hiçbir resmi bildirim yapmadan çalıştıran ve devlet kasasına girmesi gereken milyonlarca euroluk sosyal güvenlik primini manipüle eden Türk kökenli iş insanı hakkında verilen karar, Avrupa’daki çalışma yasalarının ciddiyetini bir kez daha hatırlattı.
Devlet Zararı: Sosyal güvenlik kurumu Urssaf’ın yaklaşık 4 milyon 682 bin euro zarara uğratıldığı tespit edildi.
İstihdam Boyutu: 2020 ile 2023 yılları arasında toplamda 500’e yakın işçinin sigortasız çalıştırıldığı kanıtlandı.
Yargı Kararı: Sanığa 3 yıl hapis cezasının yanı sıra ömür boyu şirket yönetme yasağı getirildi.
Fransa’nın liman kenti Marsilya, sadece turizmiyle değil, hızla gelişen yapı sektörüyle de Avrupa’nın dikkat çeken noktalarından biri konumunda bulunuyor. Ancak bu hareketli ekonomi, beraberinde sıkı denetimleri ve yasal prosedürleri de getiriyor. Son yılların en büyük usulsüzlük davalarından biri olarak kayıtlara geçen olayda, 44 yaşındaki bir Türk kökenli girişimcinin kurduğu sistem, Fransız yargısı tarafından mercek altına alındı. Kaçak işçi çalıştırma suçlamasıyla hakim karşısına çıkan sanığın, profesyonel bir yöntem izleyerek yıllarca denetim mekanizmalarını devre dışı bıraktığı anlaşıldı.
Müfettişlerin hazırladığı raporlara göre, 2020 yılında başlayan ve 2023 yılının sonuna kadar devam eden süreçte, inşaat projelerinde görev alan yüzlerce işçinin resmi kayıtları hiçbir zaman sisteme girilmedi. Bu durum, sadece işçilerin sosyal haklarından mahrum kalmasına neden olmakla kalmadı, aynı zamanda Fransa’nın sosyal güvenlik sistemi olan Urssaf üzerinde ağır bir finansal yük oluşturdu.
Soruşturmanın en dikkat çekici detaylarından biri, sanığın yakalanmamak için başvurduğu yöntemler oldu. Mahkemede sunulan delillere göre, sanık tek bir şirket üzerinden risk almak yerine, faaliyetlerini iki farklı tüzel kişilik üzerinden yürüttü. Denetim ekiplerinin radarına giren veya hakkında inceleme başlatılan bir şirketi hızla kapatıp, hemen ardından yeni bir isim ve adresle başka bir şirket açarak faaliyetlerine devam etti.
Bu “kapat-aç” yöntemiyle yaklaşık dört yıl boyunca izini kaybettirmeyi başaran işveren, inşaat sahalarında çalışan 500’e yakın personelin maaş bordrolarını, işe giriş bildirimlerini ve prim ödemelerini hiçbir zaman resmi makamlara sunmadı. Fransız makamları, bu boyuttaki bir organizasyonun sadece bireysel bir hata değil, bilinçli ve sistemli bir vergi kaçırma operasyonu olduğunu vurguluyor.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Güvenlik güçlerinin sanığın ikametgahına düzenlediği operasyon, kayıt dışı gelirin boyutlarını gözler önüne serdi. Yapılan aramalarda 5 bin 300 euro nakit paranın yanı sıra, farklı isimlere veya hesaplara tanımlanmış 22 adet banka kartı ele geçirildi. Ayrıca kapının önündeki lüks araçlar, ödenmeyen primlerin nereye harcandığı konusunda müfettişlere ipucu verdi.
Sanık mahkemedeki savunmasında, ele geçirilen nakit paranın kaynağını kumar kazançlarına bağlasa da, bu iddia somut delillerle desteklenemediği için mahkeme heyeti tarafından kabul görmedi. İşçilerin bir kısmına elden ödeme yaptığını savunan sanığın bu beyanı, suçun niteliğini değiştirmeye yetmedi.
Mahkeme salonunda davanın en kritik anları, sanığın evinde ele geçirilen lüks yaşam belirtileri ve nakit para trafiğine dair yapılan sorgulamalar sırasında yaşandı. Fransız mali polisinin baskınında ele geçirilen 5 bin 300 euro nakit para ve farklı isimlere kayıtlı 22 adet banka kartı, suçun sadece bir “ihmal” değil, profesyonel bir finansal döngü olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Sanık, bu paraların kaynağını açıklarken ilginç bir savunma yöntemi seçerek, paranın bir kısmını kumar oynayarak kazandığını, bir kısmını ise işçilere elden dağıtmak üzere hazır bulundurduğunu iddia etti.
Ancak Fransız yargı sistemi, sosyal güvenlik ödemelerinin banka kanalları ve resmi bordrolar üzerinden yapılmamasını ağır bir ihlal olarak değerlendiriyor. Müfettişler, ele geçirilen lüks araçların ve yüksek nakit akışının, ödenmeyen 4 milyon 682 bin euro tutarındaki prim borcuyla doğrudan ilişkili olduğunu raporladı. Kaçak işçi çalıştırmanın getirdiği haksız kazancın, yasal yollardan iş yapan diğer inşaat firmaları aleyhine haksız rekabet yarattığı da iddianamede geniş yer buldu.
Fransız çalışma müfettişliği, sanığın 2020 ve 2023 yılları arasındaki faaliyetlerini mercek altına aldığında, sistematik bir “hülle” yöntemiyle karşılaştı. Sanık, kurduğu ilk inşaat şirketi denetimlere takılmaya başladığında veya Urssaf (Sosyal Güvenlik Kurumu) tarafından borç tebligatı gönderildiğinde, şirketi hızla tasfiye ediyordu. Hemen ardından, farklı bir adreste ve bazen yakınlarının üzerine açtığı ikinci bir şirketle aynı projelerde taşeronluk yapmaya devam ediyordu.
Bu yöntemle hem geçmişe dönük vergi borçlarından kaçmayı hedefliyor hem de çalışan 500 işçinin sürekliliğini kağıt üzerinde kopararak kıdem ve ihbar gibi hakların oluşmasını engelliyordu. Mahkeme heyeti, bu durumu “organize bir dolandırıcılık şeması” olarak nitelendirdi. Marsilya’daki şantiyelerde çalışan işçilerin büyük bir kısmının yabancı uyruklu olması ve yasal haklarını tam olarak bilmemesi, bu sömürü düzeninin yıllarca sürmesine olanak sağladı.
Haftalar süren yargılamanın ardından Marsilya Ceza Mahkemesi, Fransız iş dünyasında yankı uyandıracak sertlikte bir karar açıkladı. 44 yaşındaki Türk kökenli işverene toplamda 3 yıl hapis cezası verildi. Ancak cezanın infaz koşullarında sanığa belirli esneklikler tanındı:
Hapis cezasının ötesinde, sanığın ticari hayatını tamamen bitirecek olan “ömür boyu şirket yönetme yasağı” kararı ise davanın en dikkat çekici sonucu oldu. Buna ek olarak, sanığa 20 bin euro nakit para cezası kesilirken, Urssaf’ın uğradığı milyonlarca euroluk zararın da sanığın mal varlıklarından tanzim edilmesi kararlaştırıldı.
Bu dava, Fransa genelinde inşaat sektöründe faaliyet gösteren diğer taşeron firmalar için de bir uyarı niteliği taşıyor. Fransız hükümeti, özellikle pandemi sonrası dönemde artan kayıt dışı ekonomiyle mücadele etmek adına şantiyelerdeki denetim sayısını %30 oranında artırdı. Kaçak işçi çalıştırmanın sadece idari bir para cezasıyla geçiştirilemeyeceği, bu son örnekle birlikte hapis ve kalıcı ticari men cezalarına kadar uzanabileceği tescillenmiş oldu.
Marsilya’daki bu olay, aynı zamanda Avrupa’da yaşayan Türk iş dünyası içinde de geniş yankı buldu. Bölgedeki sivil toplum kuruluşları, yasalara uygun çalışan işletmelerin zan altında kalmaması için bu tür münferit ve yasa dışı faaliyetlerin en ağır şekilde cezalandırılmasının önemine vurgu yapıyor.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Fransa genelinde inşaat sektörü, GSYH’nin yaklaşık %5’ini oluştururken, kayıt dışı istihdamın en yoğun görüldüğü alanların başında geliyor. Marsilya’daki bu son dava, buzdağının sadece görünen kısmını temsil ediyor. Müfettişlerin verilerine göre, 2020-2023 yılları arasında kaçak işçi çalıştırma oranlarında pandemi sonrası dönemde %12’lik bir artış gözlemlendi.
Özellikle taşeronluk sisteminin karmaşık yapısı, ana yüklenici firmaların alt yüklenicilerini denetlemesini zorlaştırıyor. Ancak Fransız yasaları, “dayanışma sorumluluğu” (Vigilance) kapsamında ana firmaları da bu tür usulsüzlüklerden sorumlu tutabiliyor. Söz konusu olayda 500 işçinin sisteme dahil edilmemesi, devletin sadece prim kaybı yaşamasına değil, aynı zamanda iş kazası sigortaları ve emeklilik fonlarının da zayıflamasına yol açtı.
Urssaf tarafından mahkemeye sunulan mali tablo, usulsüzlüğün boyutlarını somut rakamlarla ortaya koyuyor. Toplamda 4 milyon 682 bin euro tutarındaki kamu zararı, şu kalemlerden oluşuyor:
Sanığın bu parayı “kumar ve elden dağıtım” olarak savunması, maliye uzmanları tarafından “kara para aklama emaresi” olarak değerlendirildi. 22 adet banka kartının bulunması, paranın sadece nakit olarak değil, dijital kanallarla da farklı hesaplara parçalanarak aktarıldığını gösteriyor.
Mahkemenin verdiği elektronik kelepçe kararı, sanığın sosyal hayattan tamamen koparılmaması ancak 24 saat boyunca dijital gözetim altında tutulması anlamına geliyor. Bu yöntemle sanık, belirlenen saatler dışında evinden çıkamayacak ve tüm hareketleri bir merkezden takip edilecek. 20 bin euro tutarındaki idari para cezası ise Urssaf’a olan borçtan bağımsız olarak, devlete ödenmesi gereken bir ceza niteliği taşıyor.
Fransa Çalışma Bakanlığı, bu davanın ardından Marsilya ve çevresindeki büyük şantiyelerde “aniden baskın” modeline geçileceğini duyurdu. Artık iş müfettişleri, polis eşliğinde sadece belgeleri değil, şantiyedeki yüz tanıma ve personel kartı sistemlerini de anlık olarak kontrol edecek.
Kaynak: www.arti33.com