Altında Kota Çıkmazı: Kısa Vadede Çözüm, Uzun Vadede Maliyet

Prof. Dr. Metin Duyar’ın araştırması, Türkiye’de uygulanan altın ithalat kotalarının piyasa üzerindeki yıkıcı etkilerini ortaya koydu. İç piyasada oluşan %20’lik fiyat farkı ve artan kaçakçılık riski, acil bir politika değişikliğine işaret ediyor.

Yayınlama: 10.01.2026
Düzenleme: 10.01.2026 13:59
A+
A-

Türkiye ekonomisinin ve hanehalkı yatırımlarının vazgeçilmez limanı olan altın, son yıllarda uygulanan ithalat kotaları ile bambaşka bir sınavdan geçiyor. Yastık altı kültürünün bu denli yaygın olduğu bir coğrafyada, altına erişim ve fiyatlama mekanizmaları üzerine alınan her karar, doğrudan vatandaşın cebini ve piyasanın şeffaflığını etkiliyor. Prof. Dr. Metin Duyar tarafından hazırlanan ve 2018-2025 dönemini kapsayan çarpıcı çalışma, altın ithalat kotaları uygulamasının görünmeyen yüzünü, yarattığı fiyat uçurumlarını ve kayıt dışı ekonomi risklerini bilimsel verilerle gözler önüne serdi. Kısa vadede cari açığı frenlemek adına atılan bu adımların, uzun vadede piyasa dengelerini nasıl sarstığını derinlemesine inceliyoruz.

Fiyat Anomalisi: İthalat kısıtlamaları nedeniyle iç piyasadaki altın fiyatları, uluslararası piyasalara göre yaklaşık yüzde 20 daha pahalı hale geldi.

Kayıt Dışı Riski: Resmi ithalatın azalmasıyla oluşan arz boşluğu, kaçakçılık ve kayıt dışı yollarla doldurulmaya çalışılıyor.

Gelecek Tahmini: Mevcut politikaların sürmesi halinde 2025-2026 döneminde fiyat ayrışmasının yapısal hale gelmesi ve belirsizliğin artması bekleniyor.

Güvenli Limanda “Kota” Fırtınası ve Fiyat Uçurumu

Ekonomik belirsizlik dönemlerinde Türk yatırımcısının sığınağı olan altın, uygulanan kota politikaları nedeniyle küresel piyasalardan ayrışan bir grafik çizmeye başladı. Prof. Dr. Metin Duyar’ın “Türkiye’de altın ithalat kotalarının ekonomik etkisi: fiyat, cari denge ve kayıt dışı ekonomi üzerine bir analiz” başlıklı çalışması, bu ayrışmanın boyutlarını net bir şekilde ortaya koyuyor. Çalışma, özellikle kota uygulamalarının başladığı dönemden itibaren Türkiye’deki altın ithalat hacminin tarihsel ortalamaların çok altına, neredeyse yüzde 40-50 seviyelerine kadar gerilediğini belgeliyor. Peki, bu daralma vatandaşa ve piyasaya nasıl yansıyor?

İthalattaki bu keskin düşüş, basit bir arz-talep kanunu gereği iç piyasada “mal bulamama” ya da “yüksek maliyetle bulma” sonucunu doğuruyor. Prof. Dr. Duyar’ın Kanada merkezli küresel kıymetli metaller otoritesi Kitco ve Borsa İstanbul (BIST) verilerini karşılaştırarak yaptığı analiz, durumun vahametini gösteriyor. Döviz kuru etkisi arındırıldığında bile, Türkiye’deki altın fiyatlarının dünya piyasalarından yaklaşık yüzde 20 oranında daha yüksek olduğu tespit ediliyor. Yani, uluslararası piyasada altının onsu belirli bir fiyattan işlem görürken, Türkiye’de arz kısıtlılığı nedeniyle üzerine eklenen “içsel prim”, vatandaşın altına daha pahalıya ulaşmasına neden oluyor. Bu durum, piyasanın doğal fiyat oluşum mekanizmasının bozulduğuna ve fiyatların yapay bir şekilde yukarı itildiğine işaret ediyor.

Atatürk'ten Aziz Sancar'a, Naim'den Refik Anadol'a: Kendi çabalarıyla dünya sahnesine çıkan 50 Türk ismin ilham veren hikayesi. Bilim, sanat, spor ve teknolojide 50 Türk efsanesi.

[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]

  • İçsel Prim (Premium) Nedir? Normal şartlarda bir ülkedeki altın fiyatı, küresel ons fiyatı ve dolar kuru çarpımıyla bulunur. Ancak piyasada yeterli fiziki altın bulunamazsa, alıcılar mala ulaşmak için “ekstra” bir ödeme yapmaya razı olur. Türkiye’de kotalar nedeniyle oluşan bu ekstra maliyet, gram altın fiyatının olması gerekenin üzerinde seyretmesine neden olmaktadır.

Cari Açıkta İyileşme: Gerçek mi, İllüzyon mu?

Ekonomi yönetiminin altın ithalatına kota getirmesindeki temel motivasyon, şüphesiz ki cari açığı kontrol altına almaktı. Kağıt üzerinde bakıldığında bu hedefe kısmen ulaşıldığı görülüyor. Prof. Dr. Duyar’ın paylaştığı verilere göre, 2022 yılında cari açığın neredeyse dörtte birini (%22) oluşturan altın kaynaklı döviz çıkışı, 2024 yılına gelindiğinde yüzde 8 seviyelerine kadar gerilemiş durumda. Bu, makroekonomik veriler açısından olumlu bir tablo gibi dursa da, madalyonun diğer yüzünde farklı bir gerçeklik yatıyor.

Arzın resmi kanallardan kısıtlanması, talebi ortadan kaldırmıyor. Türk toplumunun altına olan kültürel ve ekonomik talebi devam ettiği sürece, resmi yollardan giremeyen altının “yan yollardan” ülkeye giriş yapma ihtimali artıyor. Prof. Dr. Duyar, istatistiklere yansıyan bu iyileşmenin bir kısmının yanıltıcı olabileceğine dikkat çekiyor. Arz açığının kayıt dışı yollarla, yani bavul ticareti veya kaçakçılık gibi yöntemlerle kapatılmaya çalışılması, devletin vergi kaybına uğramasına ve şeffaflığın kaybolmasına yol açıyor. Resmi ithalat rakamları düşerken piyasada hala altın bulunabiliyor olması, sistem dışı alternatif kanalların güçlendiğinin en somut kanıtı olarak yorumlanıyor.

Yasaklar Kayıt Dışına Davetiye Çıkarıyor

Ekonomi literatüründe sıkça karşılaşılan “Doğrudan piyasa müdahaleleri, yan etkileriyle birlikte gelir” tezi, Türkiye’nin altın piyasasında bir kez daha doğrulanıyor. Prof. Dr. Metin Duyar’ın çalışmasında altını çizdiği en kritik risklerden biri, kota uygulamalarının kayıt dışı ekonomi üzerinde yarattığı “teşvik edici” etkidir. Resmi kapıların daraltılması, talebi ortadan kaldırmadığı için piyasa aktörlerini mecburi olarak arka kapılara yönlendiriyor.

2023 yılı ve sonrası döneme mercek tutulduğunda, altın kaçakçılığına dair iddiaların artması, sektördeki ham madde tedarik sıkıntıları ve fiyatlardaki anormal hareketlilik, bu tezi güçlendiren somut göstergeler olarak karşımıza çıkıyor. Kuyumculuk sektörü, vitrinine koyacak, işleyecek altını resmi yollardan yeterince veya rekabetçi fiyatlarla temin edemediğinde, sistem dışı kanallar devreye giriyor. Bu durum sadece vergi kaybı demek değil; aynı zamanda şeffaf, denetlenebilir ve güvenilir bir piyasa yapısının da zedelenmesi anlamına geliyor. Prof. Dr. Duyar’ın analizi, resmi arzın talebi karşılamada yetersiz kalmasının, kaçakçılık gibi illegal yöntemleri nasıl beslediğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

2025-2026 Projeksiyonu: Makas Yapısal Hale Gelebilir

Mevcut politikaların ısrarla sürdürülmesi durumunda bizi nasıl bir gelecek bekliyor? Çalışmanın model tahminlerine göre, eğer bir rota değişikliği yapılmazsa 2025-2026 döneminde de altın ithalatı tarihsel ortalamaların oldukça altında seyretmeye devam edecek. Bu durum, geçici bir krizden ziyade, arz açığının kronikleştiği ve iç piyasa fiyatlarındaki ayrışmanın “yapısal” bir nitelik kazandığı yeni bir döneme işaret ediyor.

Yatırımcı davranışı, belirsizlikten hiç hoşlanmaz. Piyasadaki fiyat belirsizliği ve makasın açılması, hem bireysel yatırımcının hem de kurumsal şirketlerin yatırım kararlarını olumsuz etkileme potansiyeline sahip. Fiyat istikrarının bozulduğu bir ortamda, altının güvenli liman olma özelliği, yerini spekülatif bir risk aracına bırakabilir. Bu nedenle Prof. Dr. Duyar, arzı kısıtlamaya dayalı mevcut yaklaşımın kısa vadeli döviz yönetimi açısından faydalı görünse de uzun vadede piyasa şeffaflığını zayıflatan bir zemin oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Çözüm Reçetesi: Kademeli Geçiş ve Teknoloji

Peki, bu sarmaldan çıkış yolu nedir? Kotalar bir gecede kaldırılmalı mı? Prof. Dr. Duyar, bu noktada itidalli ve stratejik bir yol haritası öneriyor. Kotaların tamamen ve aniden kaldırılmasının, fiyatlarda sert dalgalanmalara (volatilite) yol açabileceği uyarısında bulunarak, bunun yerine “kademeli esneme stratejisi” uygulanması gerektiğini savunuyor. Sektörün tüm oyuncularını aynı kefeye koymak yerine; kuyumcular, ihracatçı firmalar ve sanayi kullanıcıları için ayrıştırılmış, ihtiyaca özel kontenjan mekanizmalarının oluşturulması, piyasadaki tansiyonu düşürecek en rasyonel adım olarak görülüyor.

Türkiye’nin altın arzında ithalata olan bağımlılığını azaltmak ise uzun vadeli kurtuluş reçetesinin ana maddesi. Bunun için yerli rafineri kapasitesinin artırılması, kamu-özel sektör iş birlikleriyle yeni maden yatırımlarının teşvik edilmesi ve madencilik sektörüne yönelik vergi indirimi ile AR-GE desteklerinin sağlanması gerekiyor. Kendi altınını üreten bir Türkiye, dışa bağımlı fiyat şoklarına karşı çok daha dirençli olacaktır.

Dijital İzleme ve Şeffaflık Devrimi

Kayıt dışılıkla mücadelede ise teknoloji başrolde olmalı. Öneriler arasında, gümrüklerde dijital izleme sistemlerinin, ileri tarama teknolojilerinin ve risk bazlı kontrol mekanizmalarının yaygınlaştırılması yer alıyor. Sınır kapılarında X-ray ve kimyasal analiz cihazlarının sayısının artırılması, kaçakçılığa karşı fiziki bir bariyer oluştururken; kuyumculuk sektöründe blockchain tabanlı stok izleme sistemleri ve dijital fatura zorunluluğu gibi modern çözümler, altının serüvenini şeffaf hale getirebilir.

Ayrıca, piyasadaki spekülasyonun önüne geçmek için “veri şeffaflığı” hayati önem taşıyor. Kota dağıtımı, rafineri üretimi, ithalat izinleri ve iç piyasa tüketim miktarları gibi verilerin devlet tarafından düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılması, fiyatlama davranışlarını rasyonel bir zemine oturtacaktır. Bilgi eksikliğinden beslenen fısıltı gazetesi yerine, şeffaf verilerin konuştuğu bir piyasa, güven ortamını yeniden tesis edebilir.

Fiziki Altından Finansal Araca Dönüşüm

Prof. Dr. Duyar’ın öneri paketindeki bir diğer önemli başlık ise yastık altı alışkanlığının modern finansal araçlara evrilmesi. Fiziki altın talebini düşürmek ve kayıtlı ekonomiyi güçlendirmek adına; altın tahvili, altın sertifikası ve kayıtlı külçe alım-satım platformlarının yaygınlaştırılması öneriliyor. Altın politikasının, sadece bir emtia ticareti olarak değil; rezerv yönetimi, döviz kuru politikası ve sermaye hareketleriyle entegre, bütüncül bir stratejiyle ele alınması gerektiği vurgulanıyor.

Sonuç olarak; sürdürülebilir bir altın politikası, sadece yasaklara ve kısıtlamalara dayalı olamaz. Üretimi destekleyen, teknolojiyi kullanan, şeffaflığı önceleyen ve kayıt dışılığı azaltan “akıllı bir strateji”, Türkiye’nin altın piyasasını gerçek potansiyeline kavuşturacaktır.

Kaynak: Hibya Haber Ajansı

Koozmo Medya, kelimelerin gücüne, görselin etkisine ve bilginin dönüştürücü niteliğine inanan bir dijital hikâye anlatıcısıdır. Haberden içeriğe, görselden stratejiye uzanan yolculuğunda, her satırda özgünlüğü, her projede derinliği önceler. Zamanın ruhunu yakalayan içerikler üretirken, okuruyla bağ kurmayı değil; iz bırakmayı hedefler. Koozmo Medya için medya yalnızca bir mecra değil, anlamı çoğaltan bir evrendir.
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.