Suriye’de 15 yıllık kriz sona erdi. Şam Hükümeti ve SDG arasında “Tam Entegrasyon Anlaşması” imzalandı. SDG lağvedilerek orduya katılıyor, petrol sahaları devlete geçiyor, PKK unsurları sınır dışı ediliyor. İşte tarihi anlaşmanın tüm maddeleri…

Ortadoğu’nun kanayan yarası Suriye’de, yaklaşık 15 yıldır devam eden iç savaş ve bölünmüşlük hali, bugün atılan tarihi imzalarla resmen sona erdi. Bölgedeki dengeleri tamamen değiştirecek, haritaları yeniden çizecek ve uluslararası güçlerin pozisyonunu belirleyecek olan “Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması”, Suriye’nin geleceği için yeni bir sayfa açtı. Suriye Hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan mutabakat, ülkenin idari, askeri ve ekonomik yapısında devrim niteliğinde değişiklikleri beraberinde getiriyor.
Tek Devlet, Tek Ordu: Anlaşma kapsamında SDG’nin askeri varlığı lağvedilerek, personelin bireysel olarak Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına entegre edilmesi kararlaştırıldı.
Petrol ve Sınırlar Şam’a: Ülkenin ekonomik can damarı olan petrol ve gaz sahaları ile tüm sınır kapılarının kontrolü yeniden merkezi hükümete geçti.
Kürtlere Yasal Statü: 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kürtlerin kültürel, dilsel hakları tanındı ve vatandaşlık sorunları çözüme kavuşturuldu.
Yıllardır vekalet savaşlarının, uluslararası müdahalelerin ve etnik gerilimlerin gölgesinde kalan Suriye topraklarında, 18 Ocak 2026 tarihi bir milat olarak kayıtlara geçti. Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi’nin bizzat imzaladığı anlaşma metni, ülkenin kuzeydoğusundaki “fiili özerk” yapıyı, anayasal bir çerçevede merkezi devlete entegre etmeyi hedefliyor.
Anlaşmanın ilanıyla birlikte, ülke genelindeki tüm cephe hatlarında derhal ve kapsamlı bir ateşkes yürürlüğe girdi. Silahların susmasıyla eş zamanlı olarak, sahadaki askeri haritalar da yeniden şekillenmeye başladı. Mutabakatın en kritik askeri maddesi uyarınca, SDG’ye bağlı silahlı unsurların, Fırat Nehri’nin doğusuna çekilerek yeniden konuşlandırılması süreci başladı. Bu hamle, Fırat’ın batısındaki güvenlik mimarisinin tamamen Suriye ordusuna devredilmesi anlamına geliyor.
Anlaşmanın idari yapılanma başlıkları incelendiğinde, Şam yönetiminin egemenlik haklarını genişlettiği görülüyor. Bir dönem terör örgütü DEAŞ’ın sözde başkenti olan Rakka ve petrol zengini Deyrizor vilayetleri, yapılan protokolle birlikte idari ve askeri olarak tamamen Suriye hükümetine devredildi. Bu bölgelerde yıllardır farklı yerel meclisler veya yapılar tarafından yönetilen sivil kurumlar, okullar, hastaneler ve belediye hizmetleri, bugünden itibaren Şam’daki bakanlıkların hiyerarşisine bağlanacak.
Benzer bir entegrasyon süreci Haseke vilayeti için de işletilecek. Haseke’deki sivil kurumların devlet yapısına monte edilmesi kararlaştırılırken, bölgenin demografik ve siyasi hassasiyetleri gözetilerek özel bir yönetim modeli üzerinde uzlaşıldı. Anlaşmaya göre; Haseke Valisi, yerel halkın siyasi katılımını ve temsilini garanti altına alacak bir mekanizmayla belirlenecek, ancak atama nihai olarak Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapılarak devletin “üniter” yapısı korunmuş olacak.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Suriye Hükümeti ile SDG arasındaki pazarlıkların en çetin geçtiği, ancak Şam yönetiminin taviz vermediği konu başlığı ise enerji kaynaklarıydı. İmzalanan metne göre, ülkenin kuzeydoğusunda bulunan ve yıllardır SDG ile ABD güçlerinin kontrolünde olan Rimeylan ve El-Ömer gibi dev petrol ve doğalgaz sahalarının kontrolü kayıtsız şartsız Suriye hükümetine geçti.
Bu sahaların güvenliği, herhangi bir milis gücü veya yerel polis tarafından değil, doğrudan Suriye düzenli ordu birlikleri tarafından sağlanacak. Enerji kaynaklarının yeniden merkezi bütçeye dahil olması, savaşın yıkıma uğrattığı Suriye ekonomisinin rehabilitasyonu ve yeniden imarı için gereken finansmanın sağlanması açısından kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor. Ayrıca, sınır kapılarının kontrolünün de devlete geçmesiyle birlikte, gümrük gelirleri ve sınır güvenliği de tek elde toplanmış oldu.
Anlaşmanın en çok dikkat çeken ve bölgesel güçler tarafından, özellikle de Ankara tarafından yakından takip edilen maddeleri güvenlik başlığında yer aldı. Metne göre, SDG’nin fiili askeri varlığı ve komuta kademesi lağvediliyor. SDG bünyesindeki askeri personel ve iç güvenlik birimleri, kurumsal bir bütünleşme yerine, “bireysel başvuru” usulüyle ve sıkı güvenlik soruşturmalarının ardından Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıklarının kadrolarına dahil edilecek. Bu madde, ülkede “devlet içinde devlet” yapılanmasına izin verilmeyeceğinin en net göstergesi oldu.
Mutabakatta yer alan bir diğer hayati taahhüt ise terör örgütü PKK’nın Suriye’deki varlığına ilişkin. SDG, saflarındaki Suriye vatandaşı olmayan tüm PKK mensuplarını ve yabancı savaşçıları ülke dışına çıkarmayı yazılı olarak taahhüt etti. Bu madde, Suriye’nin komşularıyla olan güvenlik kaygılarını gidermek ve uluslararası meşruiyetini yeniden kazanmak adına attığı en stratejik adım olarak yorumlanıyor.
Türkiye sınırındaki kritik noktalardan biri olan Ayn el-Arab (Kobani) için de özel bir güvenlik protokolü devreye giriyor. Kent merkezindeki tüm ağır silahlı unsurlar çekilecek, bunun yerine güvenliği yerel halktan oluşturulan ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı polis gücü sağlayacak. Böylece bölge askerden arındırılırken, devlet otoritesi sivil polis gücü üzerinden tesis edilecek.
Ayrıca anlaşma, Suriye’nin kuzeyindeki demografik yapıyı bozan “eski rejim unsurlarının” SDG içine sızmasını engellemeyi de hedefliyor. SDG, elindeki eski rejim mensuplarının listesini Şam yönetimine sunacak ve bu kişiler güvenlik mekanizmalarından uzaklaştırılacak.
Savaşın toplumsal yaralarını sarmak adına Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa tarafından imzalanan 2026 tarihli ve 13 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Kürt nüfus için tarihi kazanımlar içeriyor. Anlaşmada memnuniyetle karşılanan bu kararname ile Kürtlerin kültürel ve dilsel hakları anayasal güvence altına alınırken, on yıllardır süren “vatandaşlık ve mülkiyet” sorunları da çözüme kavuşturuluyor. Haseke Valiliği’nde uygulanacak olan “yerel temsili gözeten atama” modeli, bu uzlaşının idari yansıması olacak.
Öte yandan, uluslararası toplumun başını ağrıtan DEAŞ tutukluları ve ailelerinin bulunduğu kampların (El-Hol vb.) sorumluluğu da tamamen Suriye hükümetine devredildi. Suriye devleti, bu ağır yükü devralırken, terörle mücadelede ABD ile koordinasyon içinde çalışmaya devam edeceğini ve Uluslararası Koalisyon’un bir parçası olarak DEAŞ tehlikesine karşı operasyonlarını sürdüreceğini vurguladı.
Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa ve SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin imzalarıyla yürürlüğe giren bu anlaşma, sadece bir ateşkes değil, Suriye’nin “üniter devlet” yapısına dönüşünün belgesidir. Afrin ve Şeyh Maksud bölgelerindeki sivillerin güvenli dönüşü için verilecek ortak çaba taahhüdü ise toplumsal barışın son halkası oldu. 2026 yılı, Suriye halkı için savaşın bittiği ve yeniden inşanın başladığı yıl olarak tarihe geçti.
Kaynak: Hibya Haber Ajansı