Rusya, Ukrayna’yı ‘Oreshnik’ füzesiyle vurdu! Saatte 13 bin km hıza ulaşan füzeler Lviv’i hedef alırken, saldırının ABD’nin Rus tankerine el koymasına ve ‘asker gönderme’ planlarına misilleme olduğu açıklandı.

Dünya gündemi, 9 Ocak sabahı Rusya ve Ukrayna hattından gelen sarsıcı haberlerle bir kez daha alevlendi. Aylardır süren çatışmaların rutine bindiği düşünülen bir dönemde, Moskova yönetiminin sahaya sürdüğü yeni nesil silahlar ve saldırının arkasındaki “intikam” gerekçesi, savaşın şiddetini bambaşka bir seviyeye taşıdı. Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’nın kritik altyapı tesislerine yönelik gerçekleştirdiği ve Oreshnik füzesi adı verilen sistemin başrolde olduğu devasa operasyonu resmen duyurdu. Bu saldırı, sadece askeri bir hamle değil, aynı zamanda Kremlin’in “kırmızı çizgilerine” dokunulmasına verdiği en sert yanıtlardan biri olarak okunuyor.
Yeni Silah Sahada: Rusya, saldırıda ilk kez “Oreshnik” adı verilen orta menzilli mobil balistik füze sistemini kullandığını açıkladı.
Saldırının Gerekçesi: Operasyonun, Ukrayna’nın Novgorod bölgesindeki Rusya başkanlık konutuna yönelik saldırı girişimine misilleme olduğu belirtildi.
Zamanlama Manidar: Saldırı, ABD’nin Rus petrol tankerine el koyması ve Batılı güçlerin Ukrayna’ya asker gönderme tartışmalarının hemen ardından geldi.
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta tansiyon, Moskova’dan gelen son dakika açıklamasıyla zirve yaptı. Rusya Savunma Bakanlığı, 9 Ocak tarihinde Ukrayna topraklarındaki stratejik noktalara yönelik çok katmanlı ve koordineli bir saldırı düzenlendiğini bildirdi. Ancak bu saldırıyı önceki bombardımanlardan ayıran en önemli detay, kullanılan mühimmatın niteliğiydi. Bakanlık, envanterindeki en gelişmiş silahlardan biri olan orta menzilli, karadan konuşlu mobil Oreshnik füzesi sisteminin ateşlendiğini doğruladı.
Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında kullanılan ifadeler, saldırının planlı ve cezalandırıcı niteliğini gözler önüne serdi. Yapılan resmi duyuruda, “Rus Silahlı Kuvvetleri, Ukrayna’daki kritik hedeflere karşı, Oreshnik sistemi de dahil olmak üzere uzun menzilli, kara ve denizden konuşlu hassas silahlar ve saldırı dronları kullanarak büyük bir saldırı başlattı” denildi. Bu ifadeler, Rusya’nın elindeki askeri kapasitenin çeşitliliğini ve hibrit savaş taktiklerini (hem füze hem dron kullanımı) ne denli etkin kullandığını göstermek amacı taşıyor. Havadan, karadan ve denizden eş zamanlı başlatılan bu bombardıman, Ukrayna hava savunma sistemlerini aşırı yükleyerek etkisiz hale getirmeyi hedefleyen bir stratejinin ürünü olarak yorumlanıyor.
Uluslararası kamuoyu saldırının boyutunu tartışırken, Moskova bu sert hamlenin “nedensiz” olmadığını vurgulayan bir gerekçe sundu. Kremlin kaynaklarına dayandırılan bilgilere göre, Rus ordusunun bu denli yıkıcı bir güçle harekete geçmesinin temelinde, Ukrayna’nın Novgorod bölgesindeki Rusya Başkanlık Konutu’na yönelik gerçekleştirdiği iddia edilen saldırı girişimi yatıyor. Rusya yönetimi, devletin en tepesindeki ismin konutuna yapılan bu hamleyi, “doğrudan egemenliğe saldırı” ve “kabul edilemez bir terör eylemi” olarak nitelendirdi.
Uzun süredir devam eden çatışmalarda taraflar genellikle cephe hatlarını ve lojistik merkezleri hedef alırken, başkanlık konutu gibi sembolik ve stratejik önemi yüksek bir noktanın hedef alınması, Rusya’nın sabrını taşıran nokta oldu. Moskova’nın verdiği bu yanıt, “Liderliğimize yönelik her türlü tehdit, en ağır silahlarla ve misliyle karşılık bulacaktır” mesajını taşıyor. Oreshnik füzesi kullanımı da bu mesajın altını çizen, caydırıcılığı en üst seviyeye çıkarmayı amaçlayan bir gövde gösterisi olarak değerlendiriliyor.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Bu büyük saldırının zamanlaması incelendiğinde, olayın sadece Novgorod’daki girişime bir yanıt olmadığı, arka planda çok daha karmaşık bir diplomatik satrancın oynandığı görülüyor. Saldırılar, Moskova’nın Batılı ülkere yönelik sert uyarılarını yinelemesinden hemen saatler sonra gerçekleşti. Hatırlanacağı üzere Kremlin, olası bir barış anlaşması kapsamında veya mevcut durumda Ukrayna’ya konuşlandırılacak Avrupa birliklerinin, Rus ordusu için “meşru hedef” sayılacağını defalarca belirtmişti. Fransa ve İngiltere’den gelen “asker gönderme” sinyalleri, Moskova’da sinirlerin gerilmesine neden olmuştu.
Tam da bu atmosferde, 9 Ocak saldırısı, Batı başkentlerine gönderilmiş somut bir uyarı niteliği taşıyor. Rusya, sahada Oreshnik füzesi gibi durdurulması zor silahları kullanarak, Ukrayna’daki olası bir yabancı askeri varlığının ne tür bir riskle karşı karşıya kalacağını pratikte göstermiş oldu. Ayrıca saldırının, ABD ile yaşanan “tanker krizi”nin hemen ertesine denk gelmesi de tesadüf olarak görülmüyor.
Savaşın başından bu yana cephe hattına uzaklığı nedeniyle görece “güvenli liman” olarak kabul edilen ve Batılı diplomatların da uğrak noktası olan Lviv şehri, bu sabah tarihin en şiddetli saldırılarından biriyle sarsıldı. Polonya sınırına yakınlığıyla bilinen ve Ukrayna’nın Avrupa’ya açılan kapısı olan Lviv’de yetkililer, şehir merkezinde peş peşe patlamalar yaşandığını ve kritik altyapı tesislerinin hedef alındığını bildirdi. Ancak Lviv semalarında yaşananlar, sıradan bir bombardımanın çok ötesindeydi.
Ukrayna Hava Kuvvetleri “Batı” Hava Komutanlığı’ndan yapılan teknik açıklama, saldırıda kullanılan silahın korkunç gücünü gözler önüne serdi. Radarlara yansıyan verilere göre, Rusya’nın ateşlediği balistik füze, atmosferde saatte yaklaşık 13 bin kilometre gibi inanılması güç bir hızla hareket ediyordu. Ses hızının katbekat üzerine çıkan (Hipersonik sınırı aşan) bu hız, mevcut hava savunma sistemlerinin hedefi tespit etse dahi, önleme yapmasına neredeyse hiç zaman tanımıyor. Lviv semalarını bir alev topu gibi yaran füze, şehirde büyük bir panik dalgasına neden oldu. Füzenin tam türü ve bileşenleri, enkaz üzerinde yapılacak detaylı incelemelerin ardından kesinleşecek olsa da, ilk veriler Rusya’nın “durdurulamaz” olarak lanse ettiği Oreshnik füzesi ve türevlerine işaret ediyor.
Lviv Belediye Başkanı Andriy Sadovyi, Telegram üzerinden yaptığı ilk açıklamada, saldırının hedef odaklı olduğunu doğruladı. Sadovyi, “Şehirdeki sivil tesisler ve konut binaları etkilenmedi” diyerek yüreklere su serpse de, kritik altyapı tesisine isabet eden balistik füzenin yarattığı hasarın boyutu henüz netleşmedi. Can kaybı hakkında şimdilik “bilgi olmadığını” belirten Sadovyi’nin temkinli açıklamaları, şehirdeki kaosun ve bilgi akışındaki zorluğun bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Rusya’nın 9 Ocak saldırısı sadece batıdaki Lviv ile sınırlı kalmadı; başkent Kiev de gece yarısı kabusu yaşadı. CNN muhabirinin Kiev’den aktardığı bilgilere göre, saldırı gece yarısı civarında, şehrin derin sessizliğe büründüğü anlarda başladı. Gökyüzünü kaplayan insansız hava araçlarının (İHA) motor sesleri, başkent sakinlerini uykularından uyandırdı. Rusya’nın “kamikaze” olarak da bilinen saldırı dronları, Kiev üzerindeki hava savunma kalkanını delmek için sürü halinde gönderildi.
Lviv’deki nokta atışı balistik saldırının aksine, Kiev’de konut binalarının da bulunduğu bölgelerde patlamalar rapor edildi. Bu durum, Rusya’nın farklı bölgelerde farklı taktikler uyguladığını; bir yerde stratejik altyapıyı, diğer yerde ise psikolojik baskıyı hedeflediğini gösteriyor. ABD’nin Ukrayna Büyükelçiliği’nin, saldırıdan saatler önce “önümüzdeki birkaç gün içinde önemli bir hava saldırısı olabileceği” yönünde istihbarat alarak vatandaşlarını uyarması ise Batı istihbaratının hareketliliği önceden sezdiğini, ancak Oreshnik füzesi gibi hipersonik silahların ne zaman ve nereye düşeceğini kestirmenin zorluğunu kanıtlıyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı bu denli sert vurmasının arkasında yatan nedenlerden biri de Atlantik Okyanusu’nda yaşanan ve Hollywood filmlerini aratmayan bir kovalamaca. Çarşamba günü ABD güçleri, haftalarca süren bir açık deniz takibinin ardından, Rus bayraklı bir petrol tankerine el koydu. Bu olay, savaşın sadece Ukrayna topraklarında değil, uluslararası sularda da ekonomik ve hukuki bir savaşa dönüştüğünün en net kanıtı oldu.
ABD, söz konusu tankerin uluslararası yaptırımları delerek yasadışı İran petrolü taşıdığını iddia ediyor. Washington yönetimi, bu hamlesiyle hem Moskova’nın enerji gelirlerine darbe vurmayı hem de Rusya’nın müttefiki Venezuela üzerindeki baskıyı artırmayı hedefliyor. Ancak Rusya cephesi bu el koyma işlemini “korsanlık” ve “uluslararası hukukun ihlali” olarak görüyor. Rusya Ulaştırma Bakanlığı, olayla ilgili sert bir açıklama yaparak, ABD’nin imzalamadığı 1982 Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni hatırlattı. Bakanlık, “Hiçbir devletin, diğer ülkelerin yargı yetki alanlarında usulüne uygun olarak kayıtlı gemilere karşı güç kullanma hakkına sahip olmadığını” savunarak, ABD’yi hukuksuzlukla suçladı.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, gözler Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e çevrildi. Putin, ABD’nin tankere el koymasıyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak diplomasi uzmanları, Putin’in bu sessizliğini “fırtına öncesi sessizlik” olarak yorumluyor ve sahada konuşan Oreshnik füzesi ile verilen cevabın, sözlü bir açıklamadan çok daha etkili olduğunu belirtiyor.
Saldırılar aynı zamanda Rusya’nın Batı’ya yönelik “kırmızı çizgi” politikasını tahkim etmesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Fransa ve İngiltere’nin, olası bir barış anlaşması durumunda Ukrayna’ya asker gönderme taahhüdünde bulunmasının hemen ardından Rusya, tutumunu sertleştirdi. Moskova, Ukrayna topraklarına ayak basacak her türlü Batı askeri gücünün, üniformasına veya bayrağına bakılmaksızın “meşru hedef” sayılacağını ilan etti. Perşembe günü yinelenen bu tehdit, Oreshnik saldırısıyla birleşince, Rusya’nın “NATO askerlerini de bu füzelerle vururuz” mesajı verdiği şeklinde okunuyor.
Trakyalife editörleri olarak süreci analiz ettiğimizde, savaşın artık sadece Rusya ve Ukrayna arasında bölgesel bir çatışma olmaktan çıktığını görüyoruz. Bir yanda Atlantik’te el konulan Rus gemileri, diğer yanda Ukrayna’ya inen hipersonik füzeler ve Batı’nın asker gönderme planları… Tüm bu parçalar birleştiğinde, krizin küresel bir boyuta evrildiği gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Enerji koridorlarının güvenliğinden bölgesel istikrara kadar her alanı etkileyen bu gerilim, önümüzdeki günlerde daha sert hamlelere gebe görünüyor.
Kaynak: Hibya Haber Ajansı