İsrail, Filistin Otoritesi’nin mülkiyet düzenlemesine yönelik eleştirilerine yanıt vererek, kararın Ürdün yasalarındaki ayrımcı maddeleri kaldırdığını savundu. Filistin tarafı ise adımı ilhak girişimi olarak görüyor.

Filistin Otoritesi ile İsrail hükümeti arasında mülkiyet hakları ve yasal düzenlemeler üzerinden yeni bir diplomatik gerilim patlak verdi. İsrail Kabinesi’nin aldığı tartışmalı karara Filistin tarafınca yöneltilen sert eleştirilere yanıt veren İsrail yönetimi, atılan adımın tarihi bir ayrımcılığı giderme amacı taşıdığını iddia ederek Kudüs-Ramallah hattındaki tansiyonu yükseltti.
Tartışmanın Odağı: İsrail Kabinesi’nin Yehuda ve Samiriye (Batı Şeria) bölgesindeki mülk satışı düzenlemesi.
İsrail’in Savunması: Kararın, Ürdün döneminden kalan “ayrımcı” mülkiyet yasalarını düzeltmeyi amaçladığı öne sürülüyor.
Filistin’in İddiası: Düzenlemenin bölgedeki demografik yapıyı değiştirme ve işgali derinleştirme adımı olduğu vurgulanıyor.
Kudüs merkezli gelişen son diplomatik krizde İsrail, Filistin Otoritesi’nin suçlamalarına karşı savunma pozisyonuna geçti. İsrail tarafından yapılan resmi açıklamada, Kabine kararının aslında bölgede on yıllardır uygulanan ve “ayrımcı” olarak nitelendirilen Ürdün yasalarını revize ettiği belirtildi. İsrail makamlarına göre, söz konusu eski yasalar Yahudiler, Amerikalılar, Avrupalılar ve Arap kökenli olmayan diğer kişilerin bölgede mülk edinmesini kısıtlıyordu.
Açıklamada, Filistin Otoritesi’nin bu kararı eleştirmesinin bir tezat oluşturduğu savunularak, “Filistin Otoritesi, Yahudilere mülk satışına karşı halen ölüm cezası uygulamaya devam ediyor” suçlaması yöneltildi. Bu sert çıkış, bölgedeki mülkiyet kavgasının sadece ekonomik değil, aynı zamanda derin ideolojik ve hukuki bir savaş alanı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
İsrail tarafı, özellikle Ürdün Dışişleri Bakanlığı’nın tepkisine de değinerek, Amman yönetiminin gerçeği gizlediğini iddia etti. İsrail’e göre mevcut yasal çerçeve, Batı Şeria’da (İsrail’in tanımıyla Yehuda ve Samiriye) belirli etnik ve ulusal grupların mülk satın almasını imkansız kılıyordu. Kabine’nin aldığı kararın, bu sınırlamaları kaldırarak mülkiyet hakkını “evrensel” hale getirdiği savunuluyor.
Ancak bu durum uluslararası hukuk ve Filistin tarafı için oldukça farklı bir anlam taşıyor. Filistinli yetkililer, mülkiyet yasalarındaki bu değişikliğin, bölgedeki yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi ve Filistin topraklarının parsellenmesi için yasal bir zırh oluşturduğuna inanıyor. Kararın, özellikle stratejik öneme sahip noktalarda mülk devirlerini hızlandırabileceği endişesi hakim.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
İsrail’in savunması, kararın yalnızca mevcut yasadaki ayrımcı uygulamaları düzelttiği ve Filistin tarafının iddialarının gerçeği yansıtmadığı yönünde. Ancak bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve uluslararası gözlemciler, yasal düzenlemelerin zamanlamasına dikkat çekiyor. Ortadoğu barış sürecinin tıkandığı bir dönemde gelen bu mülkiyet hamlesi, sahada yeni bir gerçeklik yaratma çabası olarak görülüyor.
Filistin tarafı ise bu durumu uluslararası topluma bir “sessiz ilhak” girişimi olarak şikayet etmeye hazırlanıyor. Özellikle mülk satışının serbestleşmesi kisvesi altında, bölgedeki demografik dengenin İsrail lehine bozulacağı ve iki devletli çözüm umutlarının tamamen tükeneceği iddia ediliyor.
Kudüs ve Batı Şeria genelinde uygulanan mülkiyet hukuku, bölgenin geçirdiği siyasi dönüşümler nedeniyle oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. 1948-1967 yılları arasında Ürdün idaresinde kalan bu topraklarda, mülk edinme hakları belirli milliyetler ve dini gruplar üzerinden sınırlandırılmıştı. İsrail Kabinesi’nin son kararı, tam olarak bu döneme ait olan ve “Yabancı Uyruklulara Taşınmaz Mal Satışının Sınırlandırılması” hakkındaki yasayı hedef alıyor.
İsrail hükümet yetkilileri, bu yasaların modern hukuk normlarına aykırı olduğunu ve sadece Arap olmayanları değil, Batı dünyasından pek çok yatırımcıyı da dışladığını savunuyor. Ancak bu teknik düzenlemenin arkasında yatan esas güç dengesi, yerleşim birimlerinin genişletilmesi için yasal bir zemin hazırlanmasıdır. Filistin tarafı ise mülk satışının serbestleştirilmesinin, bölgedeki ekonomik baskı altındaki ailelerin topraklarını kaybetmesine yol açacağını öngörüyor.
İsrail’in açıklamasında en dikkat çekici suçlama, Filistin Otoritesi’nin Yahudilere mülk satan kişilere yönelik uyguladığı ağır yaptırımlara dairdi. Filistin yasalarında, “vatan hainliği” kapsamına giren mülk satışları için teorik olarak idam cezası öngörülse de, bu cezaların uygulanması uluslararası baskılar nedeniyle uzun süredir askıya alınmış durumdaydı. Ancak hapis ve müsadere gibi ağır yaptırımlar halen yürürlükte.
İsrail tarafı, mülkiyet hakkının evrensel olduğunu ve bir etnik kökene satış yapmanın “suç” sayılamayacağını belirterek, Filistin yönetimini “ayrımcı ve insan haklarına aykırı” bir sistem yürütmekle itham ediyor. Bu tartışma, aslında bölgedeki toprak mücadelesinin sadece fiziksel bir işgal değil, aynı zamanda bir hukuk savaşı olduğunu kanıtlar nitelikte.
| Dönem | Uygulanan Hukuk Sistemi | Mülkiyet Durumu |
| 1917 Öncesi | Osmanlı Mecelle Hukuku | Tapu (Kuyud-u Hakani) kayıtları esas. |
| 1920-1948 | İngiliz Mandası | Arazi sınıflandırması ve kayıtların modernleşmesi. |
| 1948-1967 | Ürdün Kanunları | Arap olmayanlara satış kısıtlamaları getirildi. |
| 1967 Sonrası | İsrail Askeri Emirleri | Mevcut yasalar askeri kararnamelerle modifiye edildi. |
BM ve pek çok uluslararası kuruluş, Batı Şeria’yı “işgal altındaki topraklar” (Occupied Territories) olarak kabul etmektedir. Cenevre Sözleşmeleri’ne göre, işgalci bir gücün işgal ettiği bölgedeki mülkiyet yasalarını kendi lehine değiştirmesi veya sivil nüfusunu bu bölgelere nakletmesi uluslararası hukuka aykırı görülmektedir.
İsrail’in “ayrımcılığı düzeltiyoruz” söylemi, kendi iç hukuku açısından bir meşruiyet zemini oluştursa da, uluslararası arenada bu adımın yerleşimlerin (settlements) meşrulaştırılması olarak algılanma riski oldukça yüksek. Özellikle ABD ve AB gibi aktörlerin, Batı Şeria’daki mülkiyet değişikliklerine yönelik hassasiyeti, bu krizin diplomatik yansımalarını daha da büyütebilir.
Krizin bir diğer ayağını ise Ürdün teşkil ediyor. Kudüs’teki kutsal mekanların koruyuculuğu görevini yürüten ve Batı Şeria ile derin bağları olan Ürdün, İsrail’in bu kararını doğrudan kendi egemenlik mirasına bir saldırı olarak nitelendirdi. İsrail tarafı ise Ürdün’ün bu tepkisini “gerçekleri gizlemek” olarak yorumlayarak, iki ülke arasındaki zaten gergin olan barış anlaşması zeminini test ediyor.
Amerikan vatandaşlarının da mülk satın almasının önündeki engellerin kaldırıldığının vurgulanması, İsrail’in ABD kamuoyunda ve siyasetinde destek bulma çabası olarak yorumlanıyor. İsrail, bu hamleyi “özgür piyasa ve mülkiyet hakkı” savunması olarak paketleyerek, Filistin tarafının “ayrımcı” olduğu imajını güçlendirmeye çalışıyor.
Kaynak: Hibya Haber Ajansı