Rusya ve İsrail, Moskova’da bir araya gelerek “tarihsel hafıza”yı masaya yatırdı. Zakharova ve Büyükelçi Josef, 27 Ocak öncesi Leningrad Kuşatması ve Holokost kurbanları için “Nazizme karşı ortak duruş” mesajı verdi.

Diplomasi dünyası genellikle güncel krizler, sınır anlaşmazlıkları veya ekonomik yaptırımlarla anılır. Ancak devletler arası ilişkilerin en derin ve sarsılmaz temelleri, çoğu zaman ortak acılar ve paylaşılan tarihsel miraslar üzerine kuruludur. Başkent Moskova, tam da bu derinliğe işaret eden, sembolik önemi çok yüksek bir görüşmeye ev sahipliği yaptı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova, İsrail’in Moskova Büyükelçisi Oded Josef ile bir araya gelerek, sadece bugünü değil, geçmişin silinmez izlerini de masaya yatırdı.
Diplomatik Zirve: Rusya Dışişleri Sözcüsü Zakharova ve İsrail Büyükelçisi Josef, Moskova’da özel bir gündemle buluştu.
Ortak Gündem: Görüşmenin ana eksenini İkinci Dünya Savaşı, Nazizm kurbanları ve tarihsel gerçeklerin korunması oluşturdu.
Kritik Tarih: 27 Ocak’taki Leningrad Kuşatması’nın bitişi ve Holokost Anma Günü öncesi ortak duruş sergilendi.
Rusya ve İsrail, tarih sahnesinde İkinci Dünya Savaşı’nın en ağır bedellerini ödeyen ve o dönemin acılarını ulusal kimliklerinin bir parçası haline getiren iki ülke olarak dikkat çeker. Moskova’da gerçekleşen bu görüşme, sıradan bir nezaket ziyaretinin çok ötesinde anlamlar taşıyor. Maria Zakharova ve Büyükelçi Oded Josef’in gündeminde, tarihsel hafıza kavramının korunması vardı.
Günümüz dünyasında, özellikle Avrupa’da artan aşırı sağ akımlar ve tarihi olayların yeniden yorumlanması girişimleri, hem Moskova hem de Tel Aviv yönetimini rahatsız eden ortak bir payda. Görüşmede, İkinci Dünya Savaşı’nın tarihsel gerçekliğinin korunması, sadece bir “tarihçilik” meselesi değil, aynı zamanda gelecekte benzer acıların yaşanmaması için bir “insanlık görevi” olarak ele alındı. Zakharova, Sovyet askerlerinin Nazizm’e karşı verdiği destansı mücadeleyi ve bu kahramanlıkların ölümsüzleştirilmesi için Rusya’nın yürüttüğü titiz çalışmaları İsrailli mevkidaşına detaylarıyla aktardı. Bu aktarım, Rusya’nın “unutmadık, unutturmayacağız” politikasının diplomatik bir yansımasıydı.
Görüşmenin zamanlaması da en az içeriği kadar manidar. Takvim yaprakları Ocak ayının sonunu gösterirken, hem Rusya hem de İsrail (ve tüm Yahudi toplumu) için manevi ağırlığı çok yüksek olan 27 Ocak tarihi yaklaşıyor. Bu tarih, iki farklı ama özünde aynı vahşete dayanan olayın yıl dönümü olarak tarihe kazınmıştır.
Taraflar, görüşmede özellikle 27 Ocak tarihine vurgu yaptı. Bir yanda, Nazi Almanyası’nın insanlık dışı kuşatması altında yüz binlerce sivilin açlıktan ve soğuktan hayatını kaybettiği ancak asla teslim olmadığı Leningrad’ın (bugünkü St. Petersburg) kurtuluşu; diğer yanda ise insanlık tarihinin en karanlık sayfası olan Holokost’un kurbanlarının anıldığı Uluslararası Holokost Anma Günü. Bu iki olay, Nazizmin hem Sovyet halklarına hem de Yahudi halkına yaşattığı trajedinin en somut kanıtlarıdır.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Modern çağda, bilgi kirliliği ve manipülasyonun artmasıyla birlikte, tarihi gerçeklerin de saldırı altında olduğu bir dönemden geçiyoruz. “Revizyonizm” olarak adlandırılan ve Nazizmin işlediği suçları hafifletmeye veya inkar etmeye çalışan akımlara karşı, Rusya ve İsrail’in duruşu net.
Zakharova ve Josef arasındaki görüşmede, tarihin çarpıtılmasına ve Nazizmin suçlarının inkar edilmesine karşı “ortak tutum” sergilenmesinin önemi vurgulandı. Bu, diplomatik dilde şu anlama geliyor: “Biz bu acıları bizzat yaşadık ve kimsenin bu gerçekleri değiştirmesine izin vermeyeceğiz.” İki diplomat, bu hassas konuda temasların kesilmemesi ve iş birliğinin sürdürülmesi konusunda tam bir mutabakata vardı. Bu mutabakat, önümüzdeki günlerde iki ülke arasında kültürel ve akademik düzeyde de yeni iş birliklerinin kapısını aralayabilir.
Görüşmenin ana gündem maddelerinden biri olan Leningrad Kuşatması, insanlık tarihinin gördüğü en acımasız ve aynı zamanda en onurlu direnişlerinden biridir. Rusya Dışişleri Sözcüsü Zakharova’nın, İsrailli mevkidaşına aktardığı “Sovyet askerlerinin kahramanlığı” ifadesinin altında, buz tutmuş Neva Nehri kıyısında 872 gün boyunca açlığa, soğuğa ve bombardımana direnen bir halkın hikayesi yatar.
Diplomatik metinlerde “kuşatmadan kurtuluş” olarak geçen bu olay, Rus halkı için kutsal bir anlam taşır. Yaklaşık 1 milyon sivilin hayatını kaybettiği bu trajedi, Nazizmin sivil halk üzerindeki yıkıcı etkisinin en somut örneğidir. Moskova’daki görüşmede bu konunun İsrail heyetiyle paylaşılması, acıların evrenselliğine yapılan bir vurgudur. Zira açlıkla terbiye edilmeye çalışılan Leningrad halkının yaşadığı dram ile toplama kamplarında sistematik ölüme sürüklenen Yahudi halkının yaşadığı dram, aynı faşist zihniyetin ürünüdür. Rusya, bu görüşmeyle aslında şunu demektedir: “Leningrad’da yaşananları anlamayan, Auschwitz’i de anlayamaz.”
Görüşmenin diğer kritik ayağı olan Holokost Anma Günü, İsrail devleti ve dünya Yahudileri için varoluşsal bir öneme sahiptir. Tarihsel hafıza kavramı burada devreye girer. Rusya ve İsrail’in bu noktada buluşması tesadüf değildir; çünkü toplama kamplarının kapılarını açarak oradaki esirleri özgürleştiren güç, Sovyet Kızıl Ordusu’dur.
Büyükelçi Oded Josef ile yapılan görüşmede, bu tarihsel bağın altının çizilmesi, güncel politik anlaşmazlıkların ötesinde bir vefa duygusunu temsil eder. Holokost, sadece Yahudi halkına karşı işlenmiş bir suç değil, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Nazizmin suçlarının inkar edilmesine karşı ortak tutum geliştirilmesi kararı, bu suçun gelecek nesillere “olduğu gibi, tüm çıplaklığıyla” aktarılması zorunluluğundan doğmaktadır. Zakharova ve Josef’in mutabakatı, tarih kitaplarından silinmeye veya yumuşatılmaya çalışılan bu gerçeklerin, diplomatik koruma altına alınması anlamına gelir.
Modern dünyada, tarihi olayları yeniden kurgulama, failleri aklama veya kurbanları suçlama eğilimi (tarihsel revizyonizm) giderek artıyor. Özellikle Avrupa’nın bazı bölgelerinde Nazi işbirlikçilerinin “kahraman” gibi gösterilmesi çabaları, hem Moskova’yı hem de Tel Aviv’i derinden endişelendiriyor.
Bu görüşme, işte bu tehlikeli akıma karşı bir “dur” ihtarı niteliğindedir. Rusya ve İsrail, İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri ve mağdurları olarak, tarihin galipler tarafından değil, “haklılar” tarafından yazılması gerektiğine inanıyor. Görüşmede varılan “temasların sürdürülmesi” kararı, bu mücadelenin uzun soluklu olacağının göstergesidir. İki ülke, eğitimden kültüre, arşiv çalışmalarından anıt projelerine kadar birçok alanda iş birliği yaparak, Nazizmin ayak seslerinin duyulduğu her yerde hafıza kalkanını devreye sokmayı hedefliyor.
Moskova’da gerçekleşen bu görüşme, diplomatik bir rutin gibi görünse de, taşıdığı mesaj itibarıyla küresel bir çağrıdır. Maria Zakharova ve Oded Josef, aslında tüm dünyaya şu mesajı vermiştir: “Nefret ideolojilerine karşı en büyük silahımız, hafızamızdır.”
Leningrad’ın buzlu sokaklarında donarak ölen çocuklarla, Auschwitz’in gaz odalarında katledilen masumların anısı, bugün Rusya ve İsrail diplomatlarını aynı masa etrafında birleştiren en güçlü bağdır. Trakyalife olarak, tarihin bu karanlık sayfalarının bir daha açılmaması adına, tarihsel hafızanın korunmasına yönelik her türlü diplomatik çabanın destekçisi olduğumuzu belirtmek isteriz. Unutmak, ihanettir; hatırlamak ise geleceği kurtarmaktır.
27 Ocak tarihi yaklaşırken, hem Leningrad direnişçilerini hem de Holokost kurbanlarını saygıyla anıyor; bu tür diplomatik temasların dünya barışına ve karşılıklı anlayışa hizmet etmesini diliyoruz.
Kaynak: Hibya Haber Ajansı