İsrail Dışişleri Bakanı Saar, AB ve Kıbrıs ile kritik bir görüşme gerçekleştirdi. Saar, İran Devrim Muhafızları’nın AB terör listesine alınması için resmi çağrıda bulundu.

Orta Doğu’da suların bir an olsun durulmadığı, bölgesel gerilimlerin küresel siyaseti derinden etkilediği kritik bir süreçten geçiyoruz. Diplomasinin başkenti olarak bilinen merkezlerde telefon trafikleri hız kesmezken, İsrail kanadından Avrupa Birliği’ne yönelik çok net ve sert bir talep gündeme taşındı. Kudüs ile Brüksel hattında gerçekleşen üst düzey görüşmelerde masadaki ana gündem maddesi İran oldu. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, yürüttüğü yoğun diplomasi trafiği kapsamında Avrupa’nın kilit isimleriyle bir araya gelerek, Tahran yönetimine karşı uluslararası camianın daha keskin adımlar atması gerektiğini vurguladı.
Diplomatik Trafik: İsrail Dışişleri Bakanı Saar, AB Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ve Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Kombos ile görüştü.
Gündem İran: Görüşmelerin odak noktasını, İran rejiminin sivil protestolara yönelik sert müdahaleleri oluşturdu.
Kritik Talep: İsrail, İran Devrim Muhafızları’nın AB tarafından resmen “terör örgütü” ilan edilmesini istedi.
İsrail Dışişleri Bakanlığı, bölgedeki stratejik dengeleri değiştirebilecek önemli bir diplomatik hamleye imza attı. Bakan Gideon Saar, Avrupa Birliği’nin dış politikasını şekillendiren en tepe isim olan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve aynı zamanda Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas ile kritik bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Sadece AB merkeziyle sınırlı kalmayan bu diplomasi atağında, Doğu Akdeniz’in önemli aktörlerinden Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs) Dışişleri Bakanı Constantinos Kombos da muhataplar arasındaydı.
Gideon Saar’ın mevkidaşlarıyla yaptığı bu görüşmeler, sıradan birer nezaket telefonu olmanın çok ötesinde, bölgedeki ateş çemberine dair somut politika değişiklikleri talep eden stratejik hamleler olarak kayıtlara geçti. Bakan Saar, görüşmelerin hemen ardından yaptığı açıklamada, diyalogların içeriğine dair çarpıcı detaylar paylaştı. İsrailli bakanın ifadeleri, Tel Aviv yönetiminin İran konusundaki hassasiyetinin zirve noktasına ulaştığını ve Avrupa’dan artık “kınama mesajlarından” öte, somut yaptırımlar beklediğini gözler önüne serdi.

Görüşmelerin en can alıcı noktası, İran’ın iç politikasında yaşanan çalkantılar ve rejimin kendi vatandaşına yönelik tutumuydu. Bakan Saar, Avrupalı muhataplarına İran sokaklarındaki durumu aktarırken oldukça sert ve betimleyici ifadeler kullandı. Edinilen bilgilere göre Saar, telefon görüşmesinin odak noktasına İran rejiminin, kendi vatandaşlarının protestolarını ve özgürlük taleplerini “acımasızca” bastırması konusunu yerleştirdi.
Diplomatik kaynaklar, İsrail’in bu konuyu gündeme getirmesinin tesadüf olmadığına işaret ediyor. İran’da temel hak ve özgürlükler, kadın hakları ve rejim karşıtı söylemler nedeniyle sokağa dökülen halkın, güvenlik güçleri tarafından şiddetle karşılık görmesi, uluslararası arenada Tahran yönetimini sıkıştırmak için önemli bir argüman olarak kullanılıyor. Saar, Kaja Kallas ile yaptığı görüşmede, Avrupa Birliği’nin insan hakları konusundaki hassasiyetine atıfta bulunarak, İran’da yaşananlara sessiz kalınmaması gerektiğini, rejimin baskı politikalarının Avrupa değerleriyle taban tabana zıt olduğunu hatırlattı. Bu yaklaşım, İsrail’in İran’ı sadece askeri bir tehdit olarak değil, aynı zamanda evrensel insan haklarını ihlal eden bir rejim olarak lanse ederek Batı bloğunu harekete geçirme stratejisinin bir parçası olarak okunuyor.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Görüşmenin en somut ve siyasi açıdan en ağır talebi ise İran Devrim Muhafızları Ordusu ile ilgiliydi. Gideon Saar, AB Yüksek Temsilcisi Kallas’a açık bir çağrıda bulunarak, bu yapının Avrupa Birliği tarafından resmen “terör örgütü” olarak tanımlanmasını istedi. İsrail tarafı, İran Devrim Muhafızları’nın sadece İran içinde değil, bölge genelinde istikrarsızlaştırıcı bir unsur olduğunu, terör faaliyetlerini finanse ettiğini ve organize ettiğini uzun süredir savunuyor.
Bu talep, Avrupa Birliği içindeki dengeler açısından oldukça hassas bir konuya dokunuyor. AB, İran ile nükleer müzakereler ve ticari ilişkiler gibi çeşitli kanalları açık tutmaya çalışırken, bir yandan da insan hakları ihlalleri nedeniyle baskı altında. İsrail Dışişleri Bakanı’nın bu net çağrısı, Brüksel üzerinde “karar alma” baskısını artırmayı hedefliyor. Saar’ın, “İran rejiminin vatandaşlarına uyguladığı şiddetin ana kaynağı olan bu yapının, uluslararası hukuk nezdinde terör örgütü olarak tescillenmesi şarttır” minvalindeki yaklaşımı, diplomatik kulislerde geniş yankı uyandırdı. Eğer AB bu adımı atarsa, İran ile Avrupa arasındaki ilişkilerde geri dönülemez bir yola girilmiş olacak.

Gideon Saar’ın diplomatik taarruzunda dikkat çeken bir diğer hamle ise rotayı Doğu Akdeniz’e, yani komşuya çevirmesi oldu. Avrupa Birliği’nin “Demir Leydisi” olma yolunda ilerleyen Kaja Kallas ile yapılan görüşmenin hemen ardından, hattın diğer ucundaki isim Kıbrıs (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) Dışişleri Bakanı Constantinos Kombos’tu. Peki, İran ile ilgili bir meselede Kıbrıs neden bu denklemin içinde?
Uluslararası ilişkiler uzmanları, İsrail’in bu hamlesini oldukça stratejik buluyor. Kıbrıs, coğrafi olarak Orta Doğu’ya en yakın Avrupa Birliği üyesi olması hasebiyle, İsrail için Avrupa’ya açılan bir kapı ve aynı zamanda bir güvenlik kalkanı niteliğinde. Tel Aviv yönetimi, AB içinde alınacak kararlarda Kıbrıs’ın oy hakkını ve lobi gücünü kullanmak istiyor. Bakan Saar’ın Kombos ile yaptığı görüşmede, İran tehdidinin sadece İsrail’i değil, Doğu Akdeniz’in güvenliğini ve enerji hatlarını da tehdit ettiğini vurguladığı tahmin ediliyor.
İsrail ve Güney Kıbrıs arasında son yıllarda artan enerji iş birliği ve askeri tatbikatlar, bu görüşmenin zeminini oluşturuyor. Saar, İran Devrim Muhafızları’nın “terör örgütü” ilan edilmesi sürecinde, Lefkoşa yönetiminden Brüksel nezdinde tam destek istedi. Bu durum, İsrail’in İran’a karşı oluşturmaya çalıştığı uluslararası koalisyonda, yakın çevresindeki müttefiklerini konsolide etme çabası olarak okunuyor. Kombos ile yapılan görüşme, bölgesel güvenliğin artık tek bir ülkenin sorunu olmaktan çıkıp, tüm Akdeniz havzasını ilgilendiren bir meseleye dönüştüğünün en net kanıtı.
Bakan Saar’ın çağrısı, Avrupa Birliği koridorlarında uzun süredir tartışılan ancak bir türlü nihai sonuca bağlanamayan “İran İkilemi”ni yeniden alevlendirdi. AB, bugüne kadar İran Devrim Muhafızları’nı terör listesine alma konusunda temkinli davrandı. Bunun arkasında yatan temel neden, Avrupa’nın İran ile olan nükleer müzakereleri (JCPOA) tamamen koparmak istememesi ve diplomatik kanalları açık tutma arzusuydu. Ancak İsrail’in masaya koyduğu “protestoların kanlı bir şekilde bastırılması” argümanı, Avrupa’nın elini zorluyor.
İsrail Dışişleri Bakanı, Kaja Kallas gibi Rusya ve otoriter rejimlere karşı şahin tutumuyla bilinen bir isme bu çağrıyı yaparak aslında doğru bir adrese oynuyor. Eğer AB, İsrail’in talebini kabul eder ve Devrim Muhafızları’nı terör listesine alırsa, bu sadece diplomatik bir kınama olmayacak. Bu kararın çok ağır hukuki ve ekonomik sonuçları olacak. Listeye alınmak; örgütle bağlantılı tüm varlıkların dondurulması, AB vatandaşlarının ve şirketlerinin bu yapıyla fon sağlamasının yasaklanması ve örgüt üyelerine seyahat yasağı getirilmesi anlamına geliyor. Saar’ın ısrarı, İran rejimini ekonomik olarak boğmak ve diplomatik olarak izole etmek üzerine kurulu bir stratejinin parçası.
Gideon Saar’ın Kudüs’ten başlattığı bu telefon diplomasisi, Orta Doğu’daki satranç tahtasında önemli bir hamle olarak kayıtlara geçti. İsrail, İran’ı sadece sahadaki askeri operasyonlarla değil, diplomatik arenada da köşeye sıkıştırmak için tüm kartlarını oynuyor. “İran halkının özgürlük mücadelesi” söylemi üzerinden Batı kamuoyunun vicdanına seslenen Saar, Brüksel’i bir seçim yapmaya zorluyor: Ya Tahran ile temkinli diyalog sürdürülecek ya da insan hakları ihlalleri gerekçe gösterilerek köprüler atılacak.
Önümüzdeki günlerde Brüksel’den gelecek açıklamalar, bu görüşmelerin ne kadar etkili olduğunu gösterecek. Ancak kesin olan şu ki; İsrail, İran Devrim Muhafızları meselesini uluslararası gündemin en üst sırasında tutmaya kararlı. Trakyalife olarak, bölgemizi ve dünyayı yakından ilgilendiren bu diplomatik bilek güreşini takip etmeye devam edeceğiz.
Kaynak: Hibya Hibya Haber Ajansı