Ankara’da Prof. Dr. Mehmet Haberal liderliğindeki ekip, Kastamonu’da hayatını kaybeden bir vatandaşın bağışlanan organlarıyla 12 saatte 4 ayrı hastaya hayat verdi. Karaciğer, kalp ve böbrek bekleyen hastalar için Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi’nde mucizevi bir gece yaşandı.

Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi, tıp tarihine geçecek dev bir operasyona ev sahipliği yaparak Kastamonu’dan gelen bağışla dört hastayı hayata bağladı.
Operasyon Süresi: Kesintisiz 12 saat süren çoklu organ nakli serisi.
Kurtarılan Hayatlar: 1 Karaciğer, 1 Kalp ve 2 Böbrek nakli ile toplam 4 hasta.
Tarihsel Miras: Türkiye’de ilklerin öncüsü Prof. Dr. Mehmet Haberal liderliğinde operasyon.
Türkiye’nin sağlık alanındaki en köklü kurumlarından biri olan Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi, geçtiğimiz günlerde eşine az rastlanır bir dayanışma ve profesyonellik örneğine tanıklık etti. Kastamonu’da talihsiz bir trafik kazası sonrası hastaneye kaldırılan ve yapılan tüm müdahalelere rağmen beyin ölümü gerçekleşen 67 yaşındaki R.K. isimli vatandaşın ailesi, acılarını kalplerine gömerek asil bir karar imza attı. Ailenin organ bağışını onaylamasıyla birlikte, Ankara’da bekleyen onlarca hasta için umut ışığı yanmış oldu.
Haberin merkezinde yer alan bu insani dokunuş, tıp dünyasının dev ismi Prof. Dr. Mehmet Haberal ve ekibini anında harekete geçirdi. Organ bağışı konusundaki hassasiyeti ve bu alandaki yarım asırlık tecrübesiyle bilinen Haberal, gelen bağış haberiyle birlikte hastanede adeta “kırmızı alarm” verdi. Pazar günü olmasına rağmen tüm izinlerin kaldırıldığı, her bir dakikanın altın değerinde olduğu bu süreçte, sadece bir operasyon değil, eş zamanlı yürütülen devasa bir organizasyon şeması devreye sokuldu.
Bağış kararının kesinleşmesinin ardından operasyonun lojistik ayağı büyük bir titizlikle planlandı. Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın talimatıyla bir ekip ambulans uçak ile Kastamonu’ya doğru havalanırken, hava muhalefeti ve olası aksaklıklar göz önünde bulundurularak ikinci bir ekip de karayoluyla yola çıkarıldı. Bu çift yönlü strateji, organların canlılığını yitirmeden alıcılara ulaştırılması noktasında kritik bir öneme sahipti.
Hastanede ise önceki Rektör Sağlık İşleri Direktörü Prof. Dr. Ali Haberal ve geniş bir sağlık ordusu hazır bekletiliyordu. 15 Mart 1990’da çocuklarda ilk canlıdan karaciğer naklini gerçekleştirerek dünya tıp literatürüne adını yazdıran bir ekolün temsilcileri, bu kez kadavradan gelen dört ayrı organı dört ayrı bedene nakletmek için ameliyathaneleri modernize etti.
Organların hastaneye ulaşmasıyla birlikte Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi’nde ışıklar bir an olsun sönmedi. Prof. Dr. Mehmet Haberal, 3 Kasım 1973’te Türkiye’nin ilk böbrek naklini gerçekleştirdiği o günkü heyecanıyla, üç ayrı ameliyathane arasında adeta mekik dokudu.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Operasyonun ilk aşamasında, Kastamonu’dan getirilen karaciğer, 70 yaşındaki Nazmiye Adal’a nakledilmek üzere hazırlandı. Haberal ve ekibi, yaklaşık 3,5 saat süren hassas bir çalışmanın ardından karaciğer naklini başarıyla tamamladı. Ancak bu, maratonun sadece başlangıcıydı.
Aynı saatlerde Prof. Dr. Atilla Sezgin ve uzman ekibi, göğüs kafesinde yeni bir yaşamın çarpması için bekleyen 55 yaşındaki İsmail Karaca’ya odaklanmıştı. Kalp nakli operasyonu, cerrahi ekibin üstün dikkatiyle devam ederken, hastanenin diğer koridorlarında böbrek nakli bekleyen iki hasta için de son hazırlıklar tamamlanıyordu.
Karaciğer ve kalp nakli operasyonları tüm hızıyla devam ederken, Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın liderliğindeki ekip, böbrek yetmezliği nedeniyle yıllardır diyaliz cihazına bağlı yaşayan iki hasta için de düğmeye bastı. Kastamonu’da hayatını kaybeden bağışçının iki böbreği, doku uyumu ve tıbbi kriterler çerçevesinde seçilen 52 yaşındaki Mustafa Özlü ve 58 yaşındaki Birsen Koçaş’a nakledilmek üzere hazırlandı.
Organ nakli cerrahisinde hızın yanı sıra doku bütünlüğünün korunması hayati bir önem taşır. Haberal, adeta yeni mezun olmuş bir hekimin dinamizmiyle üç ayrı ameliyat odası arasında koordinasyonu sağlarken, her bir dikişin ve her bir bağlantının mükemmel olması için ekibini yönlendirdi. Mustafa Özlü ve Birsen Koçaş, yıllar süren bekleyişin ardından kendilerine gelecek o mucizevi haberi aldıklarında başlayan heyecanlarını, ameliyathanenin steril ortamında profesyonel ellere teslim ettiler. Gece yarısını çoktan geçen saatlerde, hastanenin her bir köşesinde hummalı bir çalışma sürüyordu.
Cumartesi gününü pazara bağlayan gece, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi personeli için sıradan bir nöbet gecesi değildi. Toplamda 12 saat süren kesintisiz operasyonlar zinciri sonucunda, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte dört ayrı odadan da müjdeli haberler gelmeye başladı. Karaciğer, kalp ve iki böbrek, yeni sahiplerinin vücudunda sorunsuz bir şekilde işlev görmeye başlamıştı.
Bu dev operasyonun başarısı, sadece cerrahi bir zafer değil, aynı zamanda Türkiye’nin sağlık sistemindeki lojistik gücünün de bir kanıtıydı. Ambulans uçağın kar fırtınası demeden havalanması, kara ekiplerinin yedekli planlaması ve hastane içindeki personelin pazar tatilini bırakıp görev başına koşması, organ nakli sürecinin ne denli büyük bir ekip işi olduğunu bir kez daha gösterdi. Operasyonlar bittiğinde, Prof. Dr. Mehmet Haberal yorgunluğa yenik düşmek yerine, hastalarını tek tek ziyaret ederek durumlarını kontrol etti. 7/24 hastaneden ayrılmayan ve makam koltuğunda sadece iki saat uyuyarak süreci takip eden Haberal, tıp etiğine olan bağlılığını bir kez daha kanıtladı.
Bu başarılı operasyon serisinin ardından bir açıklama yapan uzmanlar, Türkiye’nin organ nakli konusundaki mevcut durumuna dikkat çekti. Ülkemiz, canlıdan canlıya yapılan nakillerde (akraba veya yakın çevre bağışı) dünya sıralamasında en üst basamaklarda yer alıyor. Ancak mesele “kadavradan bağış” yani beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin organlarının bağışlanmasına geldiğinde rakamlar maalesef istenilen seviyenin çok altında kalıyor.
Kastamonu’da hayatını kaybeden R.K. isimli vatandaşın ailesinin gösterdiği bu erdemli davranış, bu noktada topluma büyük bir ders veriyor. Bir insanın vefatının ardından dört farklı insanın hayat bulması, sadece tıbbi bir işlem değil, aynı zamanda manevi bir mirasın devredilmesidir. Uzmanlar, “Bağışlanan her organ, toprağa gidecek bir canın başka bir bedende yaşamaya devam etmesidir” diyerek toplumdaki ön yargıların kırılması gerektiğini vurguluyor.
Hastanede hastalarının başucundan bir an olsun ayrılmayan Prof. Dr. Mehmet Haberal, bu tarihi gecenin ardından önemli uyarılarda bulundu. Haberal, “Hasta olmak, hasta yakını olmak ve özellikle de sevdiğiniz birini kaybetmek dünyanın en zor sınavlarından biridir. Ancak bu acı anlarda verilecek bir karar, başkalarının hayat bayramı olabilir,” sözleriyle organ bağışının kutsallığına işaret etti.
Organ nakli bekleyen binlerce hastanın kaderinin ameliyat masasında değiştiğini belirten Haberal, bu son örneğin tüm Türkiye’ye emsal teşkil etmesi gerektiğini ifade etti. Zamanın hastalar aleyhine işlediğini, her geçen saatin organ bekleyen bir kişi için hayati risk taşıdığını hatırlatan Haberal, toplumun her kesimini bu konuda daha duyarlı olmaya davet etti. Kastamonu’dan Ankara’ya uzanan bu umut köprüsü, sadece dört hastayı hayata bağlamakla kalmadı, aynı zamanda bağışın gücünü bir kez daha tüm ülkeye hatırlatmış oldu.
Kaynak: BHA