İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’nin baskıdan vazgeçmesi halinde kısa sürede adil bir nükleer anlaşmanın mümkün olduğunu söyledi. Türkiye, Mısır ve Katar’ın Ankara’da tarihi bir görüşme organize etmek için çalıştığı bildirildi.

İran Dışişleri Bakanı Seyid Abbas Arakçi, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir açıklama yaparak, Washington yönetiminin mevcut “zorlama” politikalarını terk etmesi durumunda ABD ile kısa süre içerisinde “adil ve eşitlikçi” bir nükleer anlaşmaya varılabileceğini duyurdu. Tahran-Washington hattındaki gerilimin düşürülmesi noktasında kritik bir eşik olarak değerlendirilen bu çıkış, bölgesel barış adına yeni bir umut ışığı yaktı.
Temel Şart: Bakan Arakçi, yeni bir anlaşmanın anahtarının ABD’nin baskıcı tutumundan vazgeçmesi olduğunu vurguladı.
Aracı Ülkeler: Türkiye, Mısır ve Katar’ın öncülüğünde Ankara’da tarihi bir görüşme organize edilmesi için çalışmalar hızlandı.
Ekonomik Vizyon: İran, yaptırımların kalkması durumunda Amerikan şirketleriyle iş birliği yapmaya ve nükleer programda şeffaflığa açık olduğunu belirtti.
İran’ın nükleer programı konusundaki düğümün çözülmesi için diplomasi trafiği hiç olmadığı kadar hız kazandı. İran Dışişleri Bakanı Seyid Abbas Arakçi’nin CNN’e verdiği mülakatta dile getirdiği “verimli görüşmeler” ifadesi, kapalı kapılar ardında yürütülen sürecin somut bir çıktıya dönüşmek üzere olduğunun işareti olarak yorumlanıyor. Özellikle odak anahtar kelime olan nükleer anlaşma süreci için bu hafta sonu Ankara’nın kritik bir buluşmaya ev sahipliği yapması bekleniyor.
Türkiye’nin stratejik arabuluculuğu, Mısır ve Katar’ın bölgesel tecrübesiyle birleşerek, Beyaz Saray temsilcisi Steve Witkoff ile İranlı üst düzey yetkilileri aynı masada buluşturmayı hedefliyor. Bu girişim, sadece nükleer bir mutabakatı değil, aynı zamanda Gazze ve Lübnan hattında devam eden bölgesel çatışmaların tırmanmasını önleyecek bir “büyük uzlaşı” paketinin ilk adımı olarak görülüyor.
Bakan Arakçi’nin açıklamalarında en dikkat çeken noktalardan biri, ABD’ye karşı duyulan güven kaybının açıkça telaffuz edilmesi oldu. Tahran yönetimi, geçmişte imzalanan ancak tek taraflı olarak feshedilen anlaşmaların yarattığı travmayı hatırlatarak, Washington’ı bir “müzakere ortağı” olarak görmekte zorlandıklarını belirtti. Ancak buna rağmen, bölgedeki dost ülkeler aracılığıyla yürütülen mesaj değişimlerinin “verimli” geçtiğini söylemesi, pragmatik bir diplomasi dilinin benimsendiğini kanıtlıyor.
İran tarafı, ABD’li müzakerecilerin Başkan Donald Trump’ın çizdiği çerçeve ve öngörülerle uyumlu hareket etmesi halinde, sürecin aylar değil, haftalar içinde sonuçlanabileceğine inanıyor. Burada kritik eşik, İran’ın egemenlik hakları ile nükleer programın barışçıl amaçlarla sınırlandırılması arasındaki dengenin “eşitlikçi” bir temelde kurulmasıdır.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Tahran yönetimi, yeni süreçte sadece nükleer teknik konularla sınırlı kalmak istemediğini, aynı zamanda ekonomik bir normalleşmenin de peşinde olduğunu gizlemiyor. Arakçi, Amerikan şirketleriyle iş birliği yapmaya açık olduklarını ancak bunun önündeki en büyük engelin mevcut ağır yaptırımlar olduğunu hatırlattı. Bu durum, nükleer müzakerelerin sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda küresel enerji ve ticaret dengelerini değiştirebilecek ekonomik bir boyutu olduğunu da ortaya koyuyor.
İran ekonomisinin yaptırımlar altındaki dayanıklılık testi devam ederken, Tahran’ın bu “iş birliği” çağrısı, Washington’daki iş dünyası lobilerine gönderilmiş stratejik bir mesaj olarak da okunabilir. Eğer Ankara’da gerçekleşecek görüşmelerden olumlu bir sinyal çıkarsa, İran pazarının yeniden küresel sisteme entegrasyonu gündeme gelebilir.
Türkiye, Mısır ve Katar tarafından yürütülen bu mekik diplomasisi, bölgedeki mevcut gerilimi düşürmek adına en somut girişimlerden biri olarak öne çıkıyor. Ankara’da yapılması planlanan görüşme, sadece bir nükleer müzakere zemini değil, aynı zamanda Ortadoğu’daki bölgesel denklemlerin yeniden kurulduğu bir platform niteliği taşıyor. Steve Witkoff’un ABD kanadını temsilen masada yer alacak olması, Trump yönetiminin nükleer dosyayı “hızlı ve kesin” bir şekilde çözme isteğinin bir göstergesi olarak kabul ediliyor.
Bu üçlü mekanizmanın (Türkiye, Mısır, Katar) nükleer dosyadaki rolü, daha önce Gazze ateşkes sürecinde sergiledikleri koordinasyon yeteneğine dayanıyor. İran tarafı, batılı güçlere olan güven kaybını, bu aracı ülkelerin sunduğu “garantörlük” veya “kolaylaştırıcılık” rolleriyle aşmayı planlıyor. Nükleer anlaşma gerçekleştiği takdirde, bu ülkelerin bölgedeki diplomatik ağırlığının da stratejik bir artış göstermesi bekleniyor.
Donald Trump’ın ikinci dönem başkanlık sürecinde, nükleer meseleye yaklaşımı ilk döneminden farklılıklar gösterebilir. Arakçi’nin “Trump’ın öngörüleriyle uyumlu hareket edilmesi” durumunda anlaşmanın yakın olduğunu söylemesi, Tahran’ın Washington’daki yeni güç odaklarını doğru analiz ettiğini gösteriyor. Trump’ın “Maksimum Baskı” yerine “Maksimum Anlaşma” stratejisine geçip geçmeyeceği, Ankara’daki temasların ardından netleşecek.
İran için “adil” bir anlaşmanın tanımı, uranyum zenginleştirme haklarının tanınması ve ekonomik nefes borusu olan petrol ihracatının önündeki engellerin kaldırılmasıdır. ABD tarafı için ise “adil” olan, nükleer programın askeri amaçlara dönüştürülmeyeceğinden %100 emin olunan ve bölgesel balistik füze programlarını da dolaylı olarak kontrol altında tutan bir çerçevedir. Bu iki zıt kutbun orta noktada buluşması, 2026 yılının en büyük jeopolitik gelişmesi olabilir.
İran’ın nükleer kapasitesine dair son veriler, müzakere masasında Tahran’ın elini güçlendiren en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) son raporlarına göre, İran’ın sahip olduğu gelişmiş santrifüj sayısı ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoku, olası bir anlaşmanın teknik parametrelerini daha karmaşık hale getiriyor.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
Olası bir nükleer anlaşma, sadece askeri ve siyasi bir rahatlama getirmekle kalmayacak, aynı zamanda küresel enerji piyasalarını da derinden sarsacaktır. İran’ın günlük yaklaşık 3 milyon varil civarındaki üretim kapasitesinin tam kapasiteyle ve yasal yollarla dünya pazarına dönmesi, petrol fiyatlarında aşağı yönlü bir baskı oluşturabilir. Bu durum, enerji kriziyle boğuşan küresel ekonomiler için bir can simidi niteliği taşımaktadır.
Ayrıca, İran’ın devasa doğal gaz rezervleri, yaptırımların kalkması durumunda Avrupa’nın enerji çeşitliliği için yeni bir alternatif haline gelebilir. Arakçi’nin “Amerikan şirketleriyle iş birliğine açığız” çıkışı, Batılı enerji devlerinin (ExxonMobil, Chevron gibi) İran’ın bakir enerji sahalarına olan iştahını yeniden kabartabilir. Ancak tüm bu senaryoların gerçekleşmesi, Ankara’daki görüşmelerden çıkacak “siyasi irade” kararına bağlıdır.
Seyid Abbas Arakçi’nin açıklamaları, Tahran’ın savaştan kaçınmak ve ekonomik refahı sağlamak adına diplomasiye son bir şans verdiğini gösteriyor. Washington’ın bu eli tutup tutmayacağı, sadece iki ülkenin geleceğini değil, tüm Ortadoğu’nun 2020’li yılların geri kalanındaki kaderini belirleyecektir. Ankara’da bu hafta sonu atılacak imzalar veya verilecek fotoğraflar, nükleer krizin tarihin tozlu raflarına mı kalkacağını yoksa yeni bir tırmanma dönemine mi girileceğini tüm dünyaya ilan edecektir.
Kaynak: Hibya Haber Ajansı