İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Larijani, Epstein ağı üzerinden kurgulanan “yeni 11 Eylül” iddialarını kesin bir dille reddederek ABD halkıyla savaşta olmadıklarını açıkladı.

Küresel siyasetin merkezine oturan ve uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandıran “yeni bir 11 Eylül saldırısı” iddialarına İran cephesinden en üst düzeyde yalanlama geldi. Tahran yönetimi, özellikle Epstein ağıyla ilişkilendirilen komplo teorilerini sert bir dille reddederek, Amerikan halkıyla bir savaş içinde olmadıklarının altını çizdi.
Resmi Reddiye: İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Larijani, Epstein bağlantılı saldırı iddialarını “gerçek dışı” olarak nitelendirdi.
Stratejik Duruş: Tahran, terör eylemlerini bir devlet politikası olarak kesinlikle kabul etmediklerini ve bu tür planların parçası olmadıklarını duyurdu.
Hedef Kitlesi: Larijani, İran’ın hedefinin Amerikan halkı olmadığını ve halka karşı bir savaş yürütmediklerini açıkça ifade etti.
Orta Doğu ve Batı dünyası arasındaki diplomatik gerilimin tırmandığı bir dönemde, bazı medya mecralarında ve dijital platformlarda dolaşıma giren “11 Eylül benzeri saldırı planı” iddiaları, bölgedeki tansiyonu bir kez daha yükseltti. İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Larijani, başkent Tahran’da yaptığı açıklamada, bu iddiaların spekülatif birer karalama kampanyasından ibaret olduğunu savundu. İran-ABD gerilimi bağlamında değerlendirilen bu açıklamalar, Tahran’ın uluslararası hukuk ve güvenlik normlarına olan bağlılığını vurgulama çabası olarak görülüyor.
Larijani, özellikle Jeffrey Epstein dosyasıyla ve küresel ağlarla ilişkilendirilerek servis edilen “yeni bir terör dalgası” senaryolarının hiçbir somut dayanağı olmadığını belirtti. İran İslam Cumhuriyeti’nin ulusal güvenlik stratejisinde, sivil halka yönelik terör eylemlerinin yerinin olmadığını ifade eden Sekreter, bu tür komploların bölgesel barışı dinamitlemek isteyen çevreler tarafından üretildiğini ileri sürdü.
Açıklamanın en dikkat çekici kısımlarından biri ise Amerikan halkına yönelik verilen mesaj oldu. Larijani, İran’ın siyasi ve askeri politikalarının hiçbir zaman ABD vatandaşlarını hedef almadığını vurguladı. Devletler arasındaki diplomatik ve ideolojik farklılıkların, sivil halka yönelik bir düşmanlığa dönüşmediğini belirten Larijani, “Bizim Amerikan halkıyla bir savaşımız yok. Ortaya atılan bu tür saldırı planları sadece birer hayal ürünüdür,” dedi.
Bu açıklama, son yıllarda siber saldırı iddiaları ve karşılıklı yaptırımlarla iyice gerilen iki ülke arasındaki algı yönetiminde kritik bir virajı temsil ediyor. Tahran yönetimi, kendisini terörizmle ilişkilendiren her türlü anlatıyı bertaraf etmek için proaktif bir iletişim modeli benimsemiş görünüyor.
[EDİTÖRÜN NOTU / BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?]
İddiaların merkezinde yer alan Epstein ağının, nasıl olup da bir devletler arası saldırı planıyla ilişkilendirildiği sorusu ise gizemini koruyor. Larijani, bu tür karmaşık ve karanlık ağların İran gibi bir devletin operasyonel faaliyetleriyle yan yana getirilmesinin, psikolojik savaşın bir parçası olduğunu dile getirdi. Güvenlik analistlerine göre, bu tür iddiaların eş zamanlı olarak farklı ülkelerde gündeme getirilmesi, uluslararası kamuoyunu belirli bir yöne sevk etme amacı taşıyor olabilir.
Ali Larijani’nin açıklamaları, İran’ın bölgedeki stratejik derinliğini koruma ve uluslararası arenada “izole edilmiş terör destekçisi” imajından sıyrılma çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. İran-ABD gerilimi son on yılda nükleer anlaşmalar, karşılıklı yaptırımlar ve bölgesel vekalet savaşları üzerinden şekillenmiş olsa da, doğrudan sivil halkı hedef alan bir “11 Eylül benzeri” saldırı iddiası, diplomasi koridorlarında “tehlikeli bir tırmanış” olarak nitelendiriliyor. Larijani, Tahran’ın bu tür manipülatif iddialara karşı savunma pozisyonunda değil, aksine iddiaları çürüten bir otorite pozisyonunda olduğunu vurguladı.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin bu net tavrı, aynı zamanda bölgedeki diğer aktörlere de bir mesaj niteliği taşıyor. Larijani’ye göre, Epstein dosyası gibi Batı dünyasının kendi içindeki skandalları İran’ın dış politikasına eklemleme çabası, “mantık sınırlarını zorlayan bir kurgu”dan ibaret. Tahran yönetimi, kendi ulusal güvenliğini korumak adına gerekli gördüğü her türlü askeri ve siyasi adımı atacağını gizlemezken, bu adımların terör metotlarıyla karıştırılmasına karşı en üst perdeden itiraz ediyor.
Günümüzün hibrit savaş ortamında, bu tür saldırı iddiaları sadece fiziksel bir tehdit değil, aynı zamanda siber birer dezenformasyon aracı olarak kullanılıyor. Larijani, açıklamasında dolaylı olarak bu konuya da değinerek, İran’ın adının bu tip komplolara karıştırılmasının bir “algı operasyonu” olduğunu ima etti. Tahran, uluslararası toplumu bu tür asılsız iddialara karşı uyanık olmaya çağırırken, devletler arası iletişimin provokasyonlar yerine resmi kanallar üzerinden yürütülmesi gerektiğini savundu.
Bu noktada, 15 Mart 2026 itibarıyla Orta Doğu’daki dengeler, her an yeni bir iddia ile sarsılabilecek kadar hassas durumda. İran’ın “Amerikan halkıyla bir savaşımız yok” söylemi, Washington’daki karar vericilerden ziyade, Amerikan kamuoyuna yönelik bir yumuşama sinyali olarak okunabilir. Uzmanlar, bu tip açıklamaların iki ülke arasındaki kapalı kapılar ardındaki görüşmeleri kolaylaştırabileceğini veya en azından mevcut gerilimin kontrolden çıkmasını önleyebileceğini belirtiyor.
Söz konusu iddiaların neden şimdi ve Epstein gibi sansasyonel bir konu üzerinden servis edildiği ise uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından mercek altına alınıyor. Larijani’nin bu iddiaları reddetmesi, sadece bir yalanlama değil, aynı zamanda İran’ın küresel krizlerin içinde bir “piyon” olarak kullanılmayacağının beyanıdır. İran İslam Cumhuriyeti, bölgedeki nüfuz alanını genişletirken meşruiyet zeminini kaybetmemek adına bu tip “kirli komplo” suçlamalarından hızla arınma yoluna gidiyor.
Kaynak: Hibya Haber Ajansı