Edirne’de her yağmur sonrası yollar köstebek yuvasına dönüyor. Yıldırım’dan Binevler’e vatandaş için “Survivor”a dönüşen sokak çilesini ve çözüm bekleyen altyapı sorunlarını kaleme aldık.

Yağmur berekettir, toprağa candır, geleceğe umuttur… Ya da kitaplarda öyle yazar. Çünkü güzel Edirne’mizde yaşarken bu doğa olayı, ne yazık ki bir “çile” senaryosuna dönüşüyor.
Gökyüzü griye döndüğünde Edirneli’nin de yüzü düşüyor. Neden mi? Çünkü bu kadim şehirde yağmur demek; romantik bir yürüyüş değil, evden çıkıp sağ salim işe veya okula varabilmek için verilen bir mücadele demek.
Yıldırım’dan Londra Asfaltı’na, Binevler’den Şehir Merkezine… Rota fark etmiyor. Edirne’nin neresine giderseniz gidin, bu “altyapı kaderi” peşinizi bırakmıyor. Gündüz gözüyle yürürken bir nevi mayın tarlası simülasyonundayız; nerede bir hendek var, nerede devasa bir çukur açılmış diye bakmaktan boynumuz tutuluyor. Hadi buna “alıştırdınız” diyelim… Peki ya yağmur yağınca?

İşte o zaman Edirne sokakları, televizyonlardaki o meşhur yarışma programı Survivor parkurlarını aratmıyor. Çukurlar suyla dolup gizli tuzaklara dönüşüyor. Bizler; genç, yaşlı, çocuk demeden her gün atlıyor, zıplıyor, sırılsıklam olmadan karşıya geçmeye çalışıyoruz.
Bahaneler Değil, Çözüm Bekliyoruz Konu ne zaman açılsa, yetkililerden veya muhataplardan benzer savunmalar duyuyoruz: “İmkanlar kısıtlı”, “Ödenek yok”, “Süreç devam ediyor”… Ancak halkın gözünde bunlar artık geçerli birer mazeret değil, sadece birer bahane.
Neden mi? Çünkü o koltuklara talip olurken, “Ben bu işi yaparım, bu sorunları çözerim” diyerek geldiniz. Aday olduğunuzda imkanları yaratacağınızı vaat ettiniz. İş bitince, koltuğa oturunca “bütçe yetersiz” demek, bu halkın aklıyla alay etmektir. Amacımız kimseyi zan altında bırakmak değil; ama yaşanan bu durumu görmezden gelmek de mümkün değil.
Bu Şehir Taş Devri’ni Hak Etmiyor Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan, tarihin başkenti Edirne’ye bu görüntüler yakışmıyor. 2026’ya yürürken, sokaklarımızın Taş Devri’nden kalma manzaralar sunması kabul edilemez.
Bu halkı, bu insanları “insan gibi” yaşamaya layık gören, bu zulmü durdurma yetkisi elinde olan kim varsa artık görsün. Yağmur yağdığında camdan bakıp huzur bulmak istiyoruz, eve nasıl döneceğimizin kaygısını yaşamak değil.
Bu bir sitemdir, ama aynı zamanda bir çağrıdır: Edirne, hak ettiği değeri asfaltında, kaldırımında ve sokağında artık görmek istiyor.